İnsan çalışınca Cumartesi – Pazar günlerinin kıymetini daha iyi biliyor. Ben ne zaman harcadığım saatlerin muhasebesini yapar oldum, ne zaman haftasonu kırıntılarından maksimum faydalanmaya çalışır oldum; hatırlamıyorum. İzmir’ deyken böyle değildim ama; onu çok net biliyorum :) Belki İstanbul’ un trafiği, yoğun temposu; belki zaman içerisinde genişleyen sorumluluklarımın çapı; belki 30 yaşına dayadığım merdiven; belki de bunların hepsi… Evet, bunların hepsi mahvetti beni dermişim :))) Tüm bu psikoloji çerçevesinde, Cumartesi günleri çalışmıyor olmamı bana bahşedilen bir lütuf olarak görüyorum. Mesai saatlerini de aslında 18.00’ den 17.00’ ye çekseler fena olmayacak ama neyse :)) Farklı firmalarda Cumartesi çalışmanın hazzına (!) vardığım için halime şükretmem gerektiğini çok iyi biliyorum *-* Böyle bir hazza şu an itibari ile nail olanların da tez elden bu duygudan men edilmesini can-ı gönülden diliyorum ;) Nasıl ki haftaiçi her akşam erken yatacağıma dair kendime söz verip de uygulayamazsam, haftasonu da erken uyanmak için kendime söz verip, sabah…
Küçük Mucizeler Dükkânı
Belki kitabın isminde geçen “mucize” kelimesiydi beni kendine çeken, belki arka kapaktaki “Yaşadığım her günün değerini biliyorum” cümlesi, belki de kitapçıya ikinci kez gittiğimde o kitabı çok satanlar listesinde görmemdi… Benim bir kitabı satın almamı etkileyen önemli faktörlerdir zaten bunlar; kitap kapağının dizaynı, arka kapakta okuyup da etkilendiğim bir cümle, bazen tanıdık bir yazar ismi, bazen sayfalar arasında gözüme çarpan vurucu bir paragraf,… Bu kitap da bana raftan “Al beni” diye seslenenlerden oldu ve kitabı ikinci kez elime aldığımda içime yayılan huzurla kitaplığımda yer açtım ona… Son zamanlarda koşturmaca içerisinde okumaya başladığım kitapların sonunu pek getiremesem de bu kitapla şeytanın bacağını kırdım :) Bir örgü dükkânı… Dört kadın… Adeta örgü örerken hayatlarını iyileştiriyorlar… Ve tabii zaman geçtikçe aralarında güçlenen dostluk da cabası… Aslında bizlere çok da yabancı bir hikâye değil sanıyorum – hele ki hobisi olan bir insana :) İstedikten sonra aşılamayacak engel olmadığını ve hayatınızda birşeyler yapmak için “mükemmeli”…
Bir Elbise Hikâyesi
Cumartesi günü Mecidiyeköy’ de mağazaları gezerken mor renkli örgü bir elbise kestirdim gözüme… “Alsam mı, almasam mı?” arasında gidip gelirken renginin mor olması gönlümü fethetti ve bayramda yeni bir şey giymiş olayım niyeti ile kendi kendime verdiğim cevap tabii ki “Alayım bari” oldu :) Aslında hoşuma giden iki tane elbise vardı ama kasadaki genç kız o mağazada yeni çalışmaya başladığından sanırım, benim gibi sadık bir müşteriye nakit ödeme yaptığım halde ve talep etmeme rağmen indirim yapma nezaketinde bulunmayınca ben de içlerinden sadece bir elbiseyi almaya karar verdim. İyi ki de bir elbise almışım; yoksa yaşayacağım sinir harbi çok daha büyük olacakmış. Şöyle ki; Fotoğraflarda üzerimde gördüğünüz mor elbisenin fiyatı 30 TL idi. Üzerimde nakit bulunduğu halde tekrar banka kuyruğuna girmemek için banka kartımı uzatarak kasadaki kızın ordan nakit çekmesini istedim. Ben pos makinesinde şifremi girdikten sonra yanıt vermediğini söyleyince bir-iki denemeden sonra diğer banka kartımı uzattım ama tekrar aynı yanıtı…
Cee eee! Ben Geldim :)
Dün akşam eve geldik. Yoğun trafikle bir saatlik dönüş yolunu iki buçuk saatte gelerek İstanbul’ a “MERHABA” dedik :) An itibari ile de benim için bayram havası sona ermiş oldu… Kendi akrabalarımın çoğu İzmir’ de olduğundan dolayı, bayram ziyaretlerimiz eşimin akrabalarını ziyaret etmemizle noktalandı. Bundan sonra, bayram tatilinin geri kalanı benim için evde mutfakla, hobi odasıyla geçirilecek anlardan ibarettir :) Zaten fazla da birşey kalmadı; yarından sonra tekrar işbaşı yapıyoruz – Biz’ li olarak konuşuyorum ama siz tatili izinlerle uzattıysanız tabii ya da Perşembe ve Cuma gününü de size tatil olarak bahşeden bir firmada çalışıyorsanız bu grup içerisinde değilsiniz, ne mutlu size :) Gelir gelmez, komik bir bayram anımı da sizinle paylaşmadan edemeyeceğim; zaten aklıma geldikçe hâlâ gülüyorum :)) Benim eşim; yani sizin bildiğiniz “koca koca” çok zor uyanır; onu sabahları yataktan kaldırmak gibi bir işkence bilmiyorum. Alarmın sesini bir kere duymamla gözlerini açan ben, bazen onun için davul çalmak…
Kelimeler Olsun…
Sadece renkler olmasın bu kez, kelimeler olsun; hatta sadece kelimeler olsun… Çok şey yazmak istedim aslında günlerdir; ama açamadım bilgisayarı, çözemedim dilimi, atamadım üzerimdeki o miskinlik-negatiflik karışımı ruh halini… Az da olsa anlatacaklarım vardı hâlbuki… “Ben tatildeyim” bile diyemeden bitirdiğim bir tatilim… Yanımda her daim gezdirdiğim ama bir türlü deklanşörüne basmaya yeltenemediğim fotoğraf makinam… Kumaşların, dantellerin arasında kaybolmak isterken hiçbir sonuca ulaştıramadığım onca yarım-yamalak fikir… Aklım karışıktı belki de… Bitkindim öte yandan… Gündem yormuş da olabilirdi – farkında bile olmadan zihnime çöreklenen olumsuz düşünceler… Pek bir şey yapmadım aslında yazmazken ben… İşyerinde çalışmaya beş günlük mola vermişken belki de aynı ritüeldi yaptıklarım… Geç yattım hep, geç uyandım sonra, çokça dışarı çıktım, çok çok gezdim, hava aldım, yemek yedim – pasta da yedim, televizyon izledim, haftaiçi gündüz programlarına takıldım çaktırmadan, az da olsa kitap okudum,… Fena değildi aslında, fena değildi çoğunluğu evde geçen sessiz sakin saatler… Dinlendim dinlenmesine… Alarmsız uyandığım sabahları…
Özet | Geçtiğimiz Cumartesi
Aslında hâlâ dinlenemedim, daha çok yoruldum bile diyebilirim. Fotoğraf yığınları ile dans ediyorum. Üstüne vücudumda kırgınlık ve gözlerimin içinden çıkan ateş; sanırım hafiften hastalık mevzularına bulaştım, hayırlı uğurlu olsun :) Yine de karalamadan duramıyorum, huyum kurusun. Misyonumu tamamlamazsam rahat edemem hiçbir zaman zaten, dürterler beni olduğum yerden. Ne rahatsız bir kişiliğim yahu; iyi değilsen git, dinlen. Olur muu! Ben öğrenciyken de hasta hâller içerisinde okuldan bir gün bile izin alıp eve giden bir tip değildim ki… Huylu huyundan hiç vazgeçer mi :) Hem beklersem toparlayamayacağım diye korkuyorum, araya da zaman girince iyice ipin ucu kaçar, bilirim; en iyisi taze tazeyken girişmek :) Zaten hastayım dersen hasta olursun – bu da benim bahanem olsun… Cuma günü gökyüzüne bayaa bir sitem etmiştim; bakınız aşağıda o gün yazdığım ama yayınlamadığım yazımdan bir parça: * * * Kırk yılda bir işim düştü gökyüzü sana; bunu bana yapmayacaktın. Tüm planlarımı suya düşürdün. Şimdi ben o…
Yağmurlu Bir Haftasonunun Ardından…
Şu an saat 02:10 ve hâlâ yatmadım :) Muhtemelen siz bu yazımı okurken orada gün başlamış olacak ve ben uykulu gözlerle ayılmaya çalışırken mesaiye ayak uydurmaya çalışacağım *-* Bu yazıyı sadece ses verme amacı ile yazdığımı, tüm maillerinizi aldığımı, ancak geçtiğimiz haftasonu olan nişan yoğunluğundan ötürü ne maillerinize ne de yorumlarınıza henüz dönemediğimi ve sizleri çok ama çok sevdiğimi bilmenizi isterim :) Evet, fotoğraf makinemle yağmur eşliğinde koşturmacalı bir haftasonu geçirdim ve maceralarım çok yakında dolu dolu burada olacak ;) Herkese iyi haftalar olsun *-* Artık yağmur yağsa da umrumda değil :)) Ve saat artık 02:17 – aman Alah’ ım…
Asın Şişeleri Gökyüzüne :)
Geçenlerde internette bıyık şablonu araştırırken karşıma çıkan bu farklı dekorasyon fikrini buraya taşımadan edemedim. Düğün-nişan organizasyonlarında uygulanabilecek sıradışı bir süsleme… Ve tabii benim gibi amaçsız süsleme yapanlar için :)) Hatta site içerisinde öyle güzel fikirler var ki; şiddetle her sayfasını didiklemenizi tavsiye ediyorum :) Bu dekorasyon için Migros’ un nostaljik kola şişelerinden kaç kutu almam gerekiyordu acaba :)) Hmmm… Benim şimdilik dört tane şişem var; belki küçük bir süsleme de ben yaparım yakında *-* Yalnız biraz zamana ihtiyacım var sanırım… Dün yorgunluktan uyuyakalmışım; yeni yazı yayınlayamamamdan anlamışsınızdır zaten :) Onu bırak, ne yorumlarınıza dönebildim, ne de kimseleri ziyaret edebildim… Azıcık yoğunum bu aralar sanırım – yoğun olduğumun farkında bile değilmişim bu arada :)) Aslında kafam Cumartesi günü havanın nasıl olacağına takık fena hâlde… Öyle böyle değil; rüyamda fotoğraf çekmeye başladım :)) Kendimle baş başa kaldığım her anda da gözlerimle fotoğraf çekiyorum adeta… Fotoğraf çekerken acaba hangi aksesuarı kullanabilirim diye kutuları…