Benden

Dişçi Koltuğundaydım

Şu an bu satırları şiş bir yanak eşliğinde yazıyorum :SSabah işyerindeyken damağımda sanki her geçen saniye artan bir şişlikle panikledim ve kendimi öğleden sonra diş doktorunun koltuğunda buldum :(Aslında uzun süredir şikayetim vardı ama arada ağrı yapıp geçtiğinden pek önemsememiştim. Daha doğrusu korkmuştum :( Hay korkmaz olaydım. Boşuna dememişler, korkunun ecele faydası yok diye…Bundan üç-dört sene önce hafiften dişim kırılmıştı, zaman içerisinde de o kırık küçük bir boşluk, zaman zaman ağrı, son zamanlarda da iyiden iyiye kullanım dışı olma yönünde sinyaller ile kendisini hissettiriyordu.Bugün dayanamayıp doktora gittim ve hayatımın ilk dolgusu ile tanıştım. Diş doktorlarından ayrı bir çekingenliğim var zaten. Ağız yapım çok dar olduğundan doktora çalışma imkanı pek tanımıyor, ben de ağzımı maksimum açabilmek için büyük enerji sarfediyorum ister istemez. Minyon olmanın bir dezavantajı işte :(Bir ara tedavi esnasında ağzımın yırtıldığını düşündüm, ne yalan söyleyeyim. Şimdi bir kez daha o koltuğa oturmam gerekse istemem sanırım :) Gerçi daha bitmedi, haftaya…

Hayatımın Bugünkü Ekosu :)

Yaklaşık bir ay kadar önce çalıştığım şirket civarında ev yemekleri yapan güzel bir yer keşfettim; ufacık, tefecik, genelde sebze yemeği ağırlıklı, benim gibi fast-food tarzı yemeklerden kaçınan insanlar için ideal. Yalnız biraz yürüdüğünüz için ne yazık ki kimseyi bu sağlıklı yemeklerin tadına bakmaya henüz ikna edemedim. Ben de yalnız kalmak bile pahasına olsa bu yerden vazgeçemedim; son zamanlarda neredeyse her öğlen oraya gider, onbeş dakika kadar çorbamı içer, yemeğimi yer, sonra yürürüm ya da mağazaları gezerim :) Sıklıkla mağaza gezerim aslında; ama o da yürümek değil mi :))Yemek yediğim yer küçük ve rağbet gören bir yer olunca, ben de tek kişi olarak her daim tanımadığım insanlarla masamı paylaşıyorum :) İlk başlarda yadırgasam da bu durumu – çünkü yalnız yemek yemek kimi insanlar için kabustur – artık o kadar alıştım ki yalnız yemek yemeye, cafe’de oturmaya, vs… Zaten yalnız olmuyorum :) Benim içsesim var, artık onu tanıyorsunuz :)) O da bloguma…

Kurs Çıkışı Cevahir’ de…

Kurstan çıkınca bugün biraz hava almak istedim. Rastlantı benim görümceyle sevgilisi de yakınlardaymış, Cevahir’ de yılbaşı hediyesi bakıyorlarmış. Atladım, yanlarına gittim :) Böylelikle kendi hediyemi de gördüm :p :D Hazır mankenlerim de varken bu kez yanımda, biraz fotoğraf çekeyim dedim :) Bloguma Cevahir Alışveriş Merkezi’ndeki vitrinlerden de görüntüler eklemeden seneyi kapatmak olmazdı, değil mi :)Bakalım neler takılmış gözüme dolaşırken;Odundan geyikler :)Kottan adamlar :) Kocaman bir TWIGY terlik =)Neşeli yumurtalıklar :) Bol bol yılbaşı süsü :) Cupcake çaydanlık =) Değişik bir yılbaşı ağacı :) Yeni yılı kutlamaya şimdiden başlamış sevimli bir çift :)

Sevgili Kuşlar

İki ay önce… Günlerden Cumartesi… Misler gibi bıcı bıcımı yapmış, otobüs durağında beklemekteyim. Tepemde bir ıslaklık… Talih kuşu tepemde dolanıyormuş, anlayın işte :)İki gün önce… Günlerden Cumartesi… Misler gibi bıcı bıcımı yapmış, otobüs durağında beklemekteyim. Tepemde bir ıslaklık… Tek fark; farklı bir duraktayım bu kez ama ben yine banyomu daha yeni yapmış ve yine bir kuşun oyununa gelmişim :/Aynı kuş mu bu acep :D Beni mi takip ediyor yoksa =))) Anlayan varsa beri gelsin :)Milli piyango bileti mi almam lazım yani kuşların bu ısrarına dayanamayıp? Ya da ne? Yoksa çekim gücü yasasına göre tepeme pisleyen kuşları ben mi çektim üzerime? Evet, biliyorum, o kitapların yazarlarına göre buna da sebep olan benim! Düşünce gücümle yaptım ben herşeyi zaten. Evrenden özel sipariş verdim ben o kuşları, bilerek ve isteyerek :))Peki, tamamen rastlantıysa, bu iki olayı da hemen geçmişe gömmeye hazırım ama ya değil de içinde benim için gizli bir mesaj var ve…

Hobi Odam – My Hobby Room

İştee, beklenen an geldi :) Hobi odam huzurlarınızdaaaa ;)Yalnız, bakmayın siz benim hobi odası dediğime; bu oda evlenmeden önce gayet sade şekilde beyazlar içinde kullandığım, evlendikten sonra da “Aman nasıl olsa yeni odam var artık” diyerek bu IKEA ürünü eşyalar üzerinde gösterdiğim çılgınlık ve yaratıcılık eseridir :))Bu fotoğraf kapı girişinde çekildi. Ufacık bir yer burası; iki kişinin beraber olduğunda sürekli birbirine çarpmaktan bunalıp kaçtığı bir yer :)) İçerisi o kadar ıvır zıvırla dolu olunca malum :))Dolaplar üzerinde gördüğünüz çerçeveler, duvardaki raflar IKEA’dan alınmıştır. Sticker’lar pazar malı olup saklama kutuları yine IKEA’ dan evime transfer olmuşlardır :) Laf aramızda, IKEA’yı çok severim ben. Eşimse nefret eder; çünkü ben oraya her girdiğimde kendimi kaybederim :DSolda gördüğünüz mini ütü masası aslında; Bernardo’da kendisini görünce aşık olmuş, ancak şirinliğine kapılıp aldığım bu ütü masasını eve getirince pek de kullanışlı olmadığına karar verip, evlendikten sonra da kendi minik kıyafetlerim neyse de eşimin giysilerini bu ütü…

Diliyorum; Ren-gâ-renk Bir Defter…

Bu defter de kapandı. Farkında olmadan küçük not defteri almışım ben :) Hem de en renksizinden…O zaman, yeni defterimi bol yapraklı istiyorum lütfen; şöyle sayfaları renk renk olsun. Bir gün mavi olayım, bir gün kırmızı… Öyle bir defter olsun ki bu; hep yazmak isteyeyim, hiç ayırmayayım onu yanımdan, beni yansıtsın tam anlamı ile, kalemimin ona her dokunduğunda sayfalarında bıraktığı iz memnuniyet yaratsın yüzümde, hiç yırtıp atmak istemeyeyim ben onu, sol göğsümün yanında, kalbime yakın, istekle taşıyayım her gün hiç yoruldum demeden… Size de hikayeler anlatayım en güzellerinden ;)Kapanan defterin sayfalarına da önceki yazılarımdan ulaşabilirsiniz…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme