Şu an sanırım üçüncü, belki de dördüncü kez yazıma yeni bir giriş yaptım. Aslında siz bilmiyorsunuz; ses veremediğim süreçte kaç kez yazdım, sildim ben… Kafam yoğun bu aralar benim; evet doğru ifade bu sanırım – fazla şey düşünmek zorunda olduğum bir dönemdeyim ve bu sebeptendir ki belki de kurduğum cümlelerin sonunu getiremiyorum çoğu zaman… Günübirlik İzmir yolculuğum oldu bu boşlukta… Yalnız “Oooo, İzmir’ e de gitmişsin” diye hafiften tatil göndermeleri yapanlara üzülerek devlet dairelerinde güneşlendiğimi belirteyim. Hatta eşimle beraber sabah 08.30 – akşam 17.30 yaptığımız mesai, benim bir banka kuyruğunda çileden çıkıp gözyaşlarına boğulmamla bayağı bir renklendi. Nasıl bir sınavdı bilmiyorum ama; insanların nasıl cinnet geçirdiklerini bizzat anladığım ender dakikalardan biriydi, bir kez daha yaşamamak temennisiyle… Veraset, intikal, vergi, belediye ve türevleri, cümle içerisinde çokça kullandığım kelimeler son zamanlarda… Hem yabancısı olduğum bir konu, hem de araya mesafelerin girmesi ile iyice güçleşen, sıkıntı veren süreç nihayet sona yaklaşıyor diyebilirim. Yani…
Düğün – Dernek Hâlleri < Finale Doğru >
Blog sayfam bir bayram kutlamasında asılı kalmış – deliye her gün bayram der gibi :) Gerçi son zamanlarımı daha iyi tarif edecek bir tanımlama da olamaz herhalde *-* O kadar çok işim var ki; adeta delirdim – meselâ yarın akşam İzmir’ e gidecekken ben, şu an bilgisayar başında oturmuş, neredeyse 10 günlük fotoğraflarımı düzenliyor, bir yandan da harıl harıl bloguma yazı yazmaya çalışıyor olmamı pek akıllıca bulmuyorum – yarın işe gideceğim, daha valiz hazırlayacağım, siz düşünün halimi :) “Nerelerdeydin, sesin soluğun hiç çıkmıyor?” diye soranlara; düğüne giyecek kıyafet arayışı içerisinde olduğumdan işten arta kalan vakitlerimi mağazalarda geçirdiğimi ve kendimi harap – bitap bir halde uykuya teslim ettiğimi söyleyebilirim. Hem ebatlarım abiye kıyafete pek müsaade etmediğinden, hem de abartılı derecede taşlı, pullu bir elbise giymek istemediğimden içime sinen bir modele denk gelemedim ne yazık ki… Hal böyleyken, siyah renk tercih etmek istemediğimi söylesem de, düşünce gücü – çekim yasası mı artık…
Toplanın, Anlatacaklarım Daha Bitmedi : )
Bazen belli bir konu üzerine yazmak değil de daldan dala atlamak istiyorum. Sanırım işte tam şu anda o “bazen” lerden birini yaşıyorum. Elimi – kolumu bağlayan da yok; eh, ne duruyorum o zaman! :) * * * Bugün kendimi sinsi bir şekilde Canon 600D’ nin fiyat ve özelliklerini araştırırken yakaladım, hatta elimdeki 450D modeli ile kıyaslama sonuçlarını tabletime indirdim ve içsesim “Hişşt, çok ayıp!” filan dese de ilerde bir gün yeni bir fotoğraf makinesi serüvenine katılacağımın sinyallerini vermiş bulundum – Hıh, buraya da yazdıysam bu iş ciddi, benden söylemesi :) Daha yüksek çözünürlüklü, video çekimi de varmış diyerek hafiften yazıldım ya kendisine; şimdi gider, gelir, uzaktan severim elektronik marketlerde :) Bir süre kıvrandırırım kendimi, zira o süreçte birinin bana gaz vermesi lazım gelir – o kişi de zaten eşim olur istisnasız, çünkü dayanamaz üzgün-süzgün hallerime, ben de bir koşu gider, ne istiyorsam alır, sonra da “Almasa mıydım? Gereksiz miydi?” değerlendirmelerine…
Renkli Haftalar Olsun : )
Bu aralar bloguma pek uğrayamıyorum ve Ağustos’ un ilk yazısını yazdığıma da inanamıyorum… Özellikle işyerinde biraz yoğun, sonuç itibari ile yorgun olduğumu ve haftaiçlerinde rutinime aykırı saatlerde uyuyakaldığımı itiraf edebilirim :) Ha, bir de uyumadığım ve çalışmadığım süreçler içerisinde mağazalardaki indirimler furyasında top sektirmekten kendimi alamadığımı da araya sıkıştırabilirim :D Neyse ki fırtına dindi, sakinnn sakiinnn :) Efendim, paylaşacak fotoğraflarım, anlatacaklarım birikti; henüz yorumlara, sorulara da dönemedim – affınıza sığınıyorum. Birkaç güne toparlanacağımı ve bıdı bıdı yapmaya devam edeceğimi ümit ediyorum. Taslaklarımda kalmış, yaklaşık iki hafta kadar önce çekilmiş bir fotoğrafımla da renkli bir hafta diliyorum *-*
Bohçacı Geldi Haanııımm : )
Öncelikle bu bohça mevzuusunun benim için çok farklı bir deneyim olduğunu söylemem gerek, zira gelin olduğum zaman bana bir sandık içerisinde gelen bohçanın varlığından haberdardım ama şu genç yaşımda kız tarafına bohça hazırlama görevini benim üstleneceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi :) Ne meşakkatli bir işmiş bu; havlusu, yazması, lifi, patiği bir yana makyaj malzemeleri, geceliği, pijaması, terliği, elbisesi, ayakkabısı, çantası… Bohçaya ne koymalı, kaç adet olsun filan derken şu son bir ay içerisinde konuya öyle fena kaptırmışım ki kendimi; her dışarı çıktığımda vitrinlerde bohçalık birşeyler ararken kendimi bulduğumdan alacaklarımı tamamladığımda ciddi anlamda bir boşluğa düşmüş oldum :)) Şu an otursam, teyzelerimle gayet güzel bohça-lı muhabbetler yapabilir, yanında sarma-börek bile yiyebilirim yani :)) Gerçi benimkisi biraz çocukça gelir onlara eminim. “Nerde bu tüylü gelin terlikleri, sabahlığı?” filan diye sorarlar hemen bana :D Onlar sormadan ben cevap vereyim o zaman :) Ben gereksiz gördüğüm, kullanılamayacak şeyler almak istemedim açıkçası… Ya da…
Haftasonu; Biliyordum Geleceğini -
Ne sıcak bugün. Dışarı çıktım da şöyle bir 10-15 dakikalığına öğle yemeğimi yemeye, her yer yanıyor adeta… Hava tahminleri de haftasonu sıcaklıkların artacağı yönünde… İşi olmayan evinden dışarı çıkmasın vallahi… Bugünlerde deniz kenarına gidemeyenler için zaten en güzel tatil evde arka arkaya alınan duşlar, içilen soğuk sular ve tabii ki yenilen karışık dondurmalar eşliğinde olanıdır :) Evde kliması olan da parmağının ucunu dışarı çıkartmak istemez sanırım şu zamanlarda… Ben her ne kadar o grupta olmasam da orta halli vantilatörümüzle mutlu olmadığımı inkar edemem :)) Benim bu haftasonuna dair planlarım; hobi odamın düzenlenmesi, gelin bohçasının toparlanması ve fırsat buldukça nikah şekerlerine el atılması şeklinde… Ha, bir de gelinimizi benim Kadıköy’ de gelinliğimi aldığım yere götüreceğim yarın öğleden sonra – gelinlik provası izlemek epey keyifli olacak benim için *-* Onun dışındakiler işte benim klasik ev hallerim; ne kadarına yetişirim, bilinmez… Not – 1: Aklıma gelmişken, artık çektiğim fotoğrafların üzerine blogumun adını yazmıyorum,…
Herşey Fotoğraf İçin : )
Cumartesi günü Türk kahvesi almaya gittiğimde gözüme çarpan çakıl taşı çikolataları masum birkaç fotoğraf çekmek için alındı :) Keşke sadece çikolata alıyor olsam fotoğrafını çekmek için… Gözüme estetik gözüken, sevimli bulduğum, hoş olduğunu düşündüğüm herşeye bulaşmaya başladım, artık kendimden korkuyorum :) Meselâ, şu puanlı çatal-kaşık-bıçak sadece bir adet elimde – sebebini anladınız siz :)) Tabii çikolatalara eşlik eden mini tepsinin de bir tane olduğunu söylememe gerek yok sanırım :)) Öyle fazla kek, pasta da yapmam ama muffin kağıtlarını da alıp sakladığımı görüyorum bu fotoğraflara baktığımda :)) Hakikaten çöpçü müyüm ben diye düşünüyorum bir yandan :)) Diğer taraftan da kendimi teselli ediyorum – en azından çikolataların hepsini eşim yedi, ben sadece fotoğraflarını çektim diye :))
Haftabaşı | Ağzınız Tatlansın : )
Düğün hazırlıkları tam gaz devam ediyor; yalnız gündüzleri iş-güç, akşamları da bu mevzûlara dalınca buralara pek uğrayamaz oldum. Yoksa benim sessizliğim tatil rehavetinden filan değil, bize yok öyle şeyler :)) Öyle bir uğramışken de çakıl taşı getirdim size – yenenlerinden :) Hem haftabaşında ağzınızı tatlandırır, hem de yüzünüzü gülümsetir diye *-*