Bayramın birinci günü Adapazarı’ ndaydık. Aşağıdaki fotoğraflar da eşimin akrabalarını ziyaret ederken bulduğumuz boşlukta benim doğa ile bütünleşmemin birer kanıtıdır :) Sondan iki kare de bayramlık ben oluyorum ucundan azıcık – arkalardan yerleri süpüren eteğimle tüm Sakarya’ yı temizleyip İstanbul’ a döndüm o günün akşamında :) Rahatlığımdan taviz vermememin hazin sonu diyelim ya da biz buna – bakınız ayakkabılar :))
Saçlardan Devam Edelim :)
Saç mevzuusunu öyle geçiştirmek olmazdı; o yüzden objektif karşısına geçme sırası bendeydi :) Buyrun yeni saçlarıma bir de fotoğraflardan bakın, yalnız yazısını okumadıysanız buraya ışınlanın *-*
Saç Mevzuusu
Bugün öğle arası yolda yürürken aniden saçlarımdan sıkıldım… Sıkılmak kelimesi bir kez düşmüştü ya aklıma, imkanı yok rahat ettirmezdi bana o dakikadan sonra… Ben adım attıkça sağımdan – solumdan dolanan saçlara iyice hallenmişken hele… “Hemen bu akşam kuaföre gidilecek” dedim kendi kendime. Aslında saçlarımı kestirmeyi istiyordum da birkaç ay sonraya ötelemiştim, isteyip istemediğimden emin değildim sanırım, belki de uzatmaya devam ederdim, bilmiyorum… Yalnız son zamanlarda mevsim değişikliğinden midir nedir, saçlarım da dökülmeye başlamıştı… Zaten tarakla saçlarımı açmak işkence halini aldığında benim sarmaşıkları biraz budatmam gerekiyor :) En son kuaföre saç kesimi için geçen yıl Ağustos ayında gitmişim, bakınız burda yazmışım Rapunzel’ in kıvırcık çakması mıyım diye :)) Ani bir karar ve ani bir hareketle; nasıl oldu bilmiyorum; saç modelimde kendimce radikal bir değişiklik yaptım. Bir kere daha önce hiç saçlarımı kesmemiş bir kuaföre bunu yaptırttığım için kendimi ayakta mı alkışlamalıyım bilmiyorum ama ne zamandır denemek istediğim, eşimin “Sana yakışmaz” diyerek…
İşte Bu Görümce : )
Sırf şu zamana kadar kardeşimin düğününden bir kişi de benim fotoğrafımı eklesin diye bekledim, durdum :) İşte, beklediğime pek de değmedi, topu topu iki fotoğraf ulaştı elime – görebildiğiniz kadarıyla idare ediverin lütfen *-* Bu hâllerdeydim: Arkası uzun, önü kısa siyah straplez bir elbise – eşimin öğrenci yakası diye nitelendirdiği incili bir yaka ve siyah tül eldivenlerimle… Ha, bir de unutmadan; iki kez kuaförde yapılmış saçlarımla *-* Şu fotoğrafta sahneye çıkıp oynadığım düşünülmesin – zira ben düğünlerde hiçbir zaman iddialı göbek atan bayanlardan ol(a)madım, hatta oynamam bile – orda kardeşim olması vesilesi ile uzaktan sessizce alkışlama modunda olan bir görümceyim sadece :)) Not-1: Bu bir kombin fotosu olmadığından, zaten öyle şeyleri de kırk yılda bir yaptığımdan; ne nerden diye birşey yazma girişiminde bulunmuyorum ama merak ettiğiniz varsa sorun, söylerim :) Not-2: Yine bir kuaför krizi yaşadığım bugünde artık özel günlerde bile kendi saçlarımdan vazgeçmeme kararı almış bulunuyorum – Nokta :)
Bu Haftasonundan
Geç başlayan, uzun süren kahvaltılar; evde kompozisyon – kurgu peşinde koşan, çoğu zaman memnuniyetsiz hâller sergileyen bir bünye {arada bana öyle şeyler olur}; bilgisayar başında yapılan fotoğraf konulu araştırmalar – araştırmaktan helâk olan gözler; köşede unutulmasa da kendisine vakit yaratılamayan dikiş makinesi – öncelik sırasını verdiği bir fotoğraf makinesi, Pazar günü koca ile yapılan bir saatlik Ikea gezintisi ve ne zamandır almak istediğim, alıp da muradıma erdiğim dantel motifli bir saksım var :) Bakınız, işte yukarıdaki fotoğraf *-*
Havadan, Sudan, Cuma’ dan : )
Nihayet Cuma geldi… Bu hafta departmanda tek olmamdan mı bilmiyorum; bir türlü geçmek bilmedi zaman. Her sabah çalan alarmı sustururken haftanın ilk gününden şu son mesai gününe kadar yaşadığım buhranı anlatamam. Kimileri mevsim değişikliğine bağlıyor böyle durumları ama şu yağan yağmur çok da hüzünlendirmedi bu kez beni aslında; boynuma birşeyler dolamayı özlediğimi itiraf bile edebilirim :) Bu hafta yazmadığım günler yüzünden beni ayıplayan Deren Bebek’ le devam edeyim *.* Vallahi, ben de kendimi çok ayıpladım da elden gelen birşey yok :) Çalışan insanın hali diyeyim. Sıklıkla yorgunluktan uyuyakalan bedenimi tutup da bilgisayar başına oturtamadım pek fazla, ikna edemedim kendisini :) Hıh, neredeyse dört – beş ay kadar uzun bir süre dikiş makinesinde adamakıllı birşeyler dikmeyince kaybolan hakimiyetimi yeniden kazanma çabaları ve galip gelen yeni birşeyler öğrenme isteğim de aslında pek zaman bırakmadı bir çift kelam etmeme. Uyuyakalmadığım zamanlarda sanırım ya makinede penye kumaş dikmeye ya da Photoshop programında fotoğraf işlemenin…
Nikâh Masasına Oturdun İşte…
Eğer işyerinden öğleden sonrası için izin aldıysam, sabahtan nasıl bir hızla çalışıyorsam işten çıkmama en az bir saat kala tüm acil işlerimi toparlamış oluyorum :) Son dakika aksiliklerine pek tahammülüm olmadığından, çevremde işimle ilgili bilgi alışverişinde bulunmam gereken her kim varsa da o gün burnundan getiriyorum *-* İşte böyle adrenalini yüksek bir Cuma gününe “Merhaba” dedim :) Saat 12.30 olduğunda Anadolu Yakası’ ndan Avrupa Yakası’ na geçmek için mücadelem çoktan başlamıştı bile… Eve git, kıyafetleri ayarla, saçı-makyajı yap; arada “Ne durumdasın?” diye arayıp duran kocaya laf yetiştir derken nikâh şekerleri sepetini kaptığım gibi soluğu gelin arabasında aldım. Gayet neşeli bir şekilde, oyun havaları eşliğinde gelini kuaförden almaya giderken ne olduysa öyle bir trafik içerisinde kaldık ki; hani arabanın bulunduğu noktadan kımıldamadığı o geçmez dakikalar arka arkaya sıralanır, hani hep de en acil işinin olduğu zamanı bulur ya – işte bizzat onu yaşadık, deneyimledik. Bana günler öncesinden kendi nikâhına geç kalsan…
Yüzdük, Yüzdük, Kuyruğuna Geldik :)
Yarın nikâhımız var; yani kardeşimin nikâhı – olayın içinde fazlasıyla olunca birden kendiminmiş gibi geldi :)) Öğleden sonrası için işyerinden izin aldım; işten çık, koşa koşa eve git, hazırlan, çık, salona yetiş şeklinde bir maratona gireceğim. Eminim zamanla yarışırken ben, bir türlü hazırlanamayacak, o kafamdaki harika saçı ve makyajı ASLA yapamayacağım :)) Sonra, eşimin binbir söylenmesi ile arabaya binip elimdeki minik ayna ile rötuş peşinde koşacağım – bu hep böyle oldu, böyle olur :)) Aslında sırf bu hengâmeye engel olmak için kuaför randevumu da almıştım ama son dakika gereksiz masraf olarak görüp iptal etmekten yana kullandım tercihimi. Zira Pazar günü düğün için zaten kendilerinin yollarını aşındıracağım :) Hatta bizim yarından itibaren yataklarımızı düğün salonlarına taşımamız daha yerinde olur; ki Cuma günü kardeşimin nikâhı + Cumartesi günü eşimin yakın bir arkadaşının düğünü + Pazar günü kardeşimin düğünü şeklinde bir rutimiz mevcut :) 3 gün boyunca topuklu ayakkabı üzerinde durup geç vakitlere…