Benden

Ikea Kumaşlarımla Döndüm :)

Ta-tammm! Ben geldimmm :) İzmir havası aldım ve geldim :) Ne var ne yok görüşmeyeli? :) Bloguma iyi baktınız mı ben yokken? :)) Buralar size emanetti *-* Ha bu arada, aslına bakarsanız Pazartesi günü akşamı dönmüştüm ama yol yorgunluğundan ancak kendime gelebildim. Mazur görün :) Başlığa bakınca yanılabilirsiniz; Ikea kumaşlarını İzmir’ den getirmedim :)) Ben yola çıkmadan önce sizlerle paylaşmayı istediğim ancak bir türlü fırsat bulup da fotoğraflarımı düzenleyemediğim için yolculuk sonrasına kalmış bir yazı bu sadece. İzmir’ in kokusunu buralara taşımadan kaldığımız yerden devam edelim istedim. Sonra onca fotoğraf içerisinde bu yazı arada kaynayacak, ben eminim :)) İzmir’ e gitmeden önce haftaiçi bir gün Ikea’ ya gitmeyi kafama koydum. İşten çıkıp Ikea’ ya gitmek kulağa pek akıllıca gelmiyor, farkındayım :)) Bizzat bunu test ettim, onayladım ben de :)) Eğer İstanbul’ da yaşıyorsanız, Anadolu Yakası’ nda işten çıkıp Avrupa Yakası’ nda Ikea’ ya gitmeye kalkışmayın, hele hele altınızda arabanız yoksa…

İzmir Yolcusu Kalmasın :)

Ve iki yıl aradan sonra İzmir’ e gidiyorum. Bu kadar uzun süre olduğunu daha yeni yeni idrak ediyorum desem :) Ayıp etmişim güzel İzmir’ e; hemen gider gitmez hatamı telafi edeceğim *-* Yarın bu saatlerde otobüste uyumaya çalışıyor olacağım çok yüksek olasılık :) Çalışacağım diyorum; çünkü ufacık ebatıma rağmen otobüs içerisinde devleşip yere göğe sığmayan biriyim :D Ne kadar tezat bir durum, değil mi :) Bir yandan yalnız yolculuk yapacak olmamdan duyduğum memnuniyetsizlik, bir yandan artık İzmir’ e gitmek isteyişim, bir yandan Canon’ la ilk şehir dışı gezimizin verdiği heyecan, bir yandan burada bıraktıklarım, bir yandan orada kavuşacaklarım,… Karışık bir ruh haleti anlayacağınız… Gerçi sadece üç güncük kısa bir gezi aileme, akrabalara, bir zamanlar gezdiğim, dolaştığım yerlere… Zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağım :) Tabii bu süreç içerisinde sizlerden uzak kalacağım, gönlüm razı gelmese de. Telefonumdan zaman zaman internete girip maillerimi, yorumlarınızı kontrol edebilme şansım olsa da kısa bir süre yeni yazı…

Düğün Kombini

Aslında bu yazıyı dün hazırlamam gerekiyordu; yani kendime öyle söz vermiştim ama sözümde duramadım :) Sebebi malum İkea gezim oldu; ki iş çıkışı Anadolu Yakası’ ndan Avrupa Yakası’ nın bir ucuna geçmek istediğim için aklıma hayret eden zavallı ayaklarım beni topukluların üzerinde protesto etti resmen :)) Gecenin bir yarısı canım evime ulaştığımda ise o ayaklar beni programlanmış gibi yatağa taşıdı… Detaylar ilerleyen yazılarımda olsun. Ben şimdi eşimin çektiği yarım yamalak fotoğraflardan seçebildiğim birkaç fotoğrafımı paylaşayım sizinle -* Demiştim ya; buna kombin fotoğrafı demeye bin şahit ister diye; hakikaten yanılmamışım. Eşim 100 poz çekip sadece dişe dokunur 3-4 tane konuya uygun fotoğraf yakalamış ya; ayakta alkışladım kendisini :)) Ben detayları çekmesini istedikçe kendisi fotoğrafların büyük kısmında yüzümü çekmiş :D Zaten yüzüm kombinin en önemli detayı, değil mi? :)) Boydan aldığı pozlarda ise elinde makineyi sarstığı için istediğim netliği yakalayamamış. Sınıfta kaldın sen koca! Hıh! :)) Aslında kıyafetim çok sade. Benim gibi…

İyi Haftalar :)

Kendisine hobi odasında hayat bulan Cumartesi günüm, Pazar günü bir arkadaşın düğünü ile noktalandı. Detaylar bol fotoğrafla birkaç güne kalmaz burada diyerek hepinize neşe dolu, stresten uzak, cici bici bir hafta diliyorum :) Enerjiniz bol olsun arkadaşlarım *-* Not: Yukarıdaki fotoğraf, düğün kombinimden minik bir kare… Şu aşamada kombin demeye bin şahit ister ama neyyse :))) Eşimin çekebildiği kadarıyla daha fazla detay taşımaya çalışacağım. Çekebildiği kadarıyla diyorum; çünkü makineyi elinde sürekli olarak sarsıntıya uğrattığı için 10 fotoğraftan 9′ u fire vermiş neredeyse :)) Kendisine biraz ders vermem lazım :p

Muhabbetin Böylesi

Hani geçenlerde Kütahya merkezli bir deprem olmuştu ya; İzmir, İstanbul gibi pek çok ilde hissedilmişti. İşte, ben o depremi hissetmedim, biliyor musunuz? E, şimdi ne yapalım hissetmediysem, değil mi? Zil takıp oynayacak değiliz ya hep beraber! Durun, durun; önce şu mini diyalogu paylaşayım da hele bir sizinle; sonra anlarsınız neden bu muhabbetin gecenin bir yarısı burada vuku bulduğunu; Depremden bir gün sonra… (Mekan, karşımdaki kişinin adı, cinsiyeti hiç önemli değil) Ben – Dün gece deprem olmuş ya; ben onu hissetmedim. Çok mu şiddetliydi? X – Evet yaa, çok salladı. Ben – Sanırım ben o esnada ayakta olduğum için hissetmedim. X – Nasıl hissetmezsin yaa? Çok şiddetli idi. Ben – Alla alla! X – Hissedilmeyecek gibi değildi! Ayakta bile olsan hissedilir bir depremdi!! Ben – ?!! Cümleye dikkat lütfen; “Ayakta bile olsan hissedilir bir depremdi!!” Yahu, neye göre? Kime göre? Ben hissetmedim işte! Ne yapayım şimdi!! Senin için hissedilir olan şey…

Evimin Salonu

Gidip gelip üzerinde değişiklikler yapsam da, duvarlarına asamadığım çerçevelerle içim yana yana, Paşabahçe’ den alamadığım dekorasyon ürünleri aklımda, gözüme bir sürü eksiği-gediği (bazen fazlası) batsa da, ihtiyaçların hiçbir zaman bitmeyeceğinin ve zevklerin her daim değişebildiğinin bilincinde, işte benim evimin salonunun şu anki hali diyorum :) “Şu anki” kelimesinin altını özellikle çizmek istiyorum; çünkü yarın ne yapacağım hiiiç belli olmaz :)) Neyse, siz onu-bunu bırakın; buyurmaz mıydınız? :) Not: Bu yazı istek üzerine hazırlanmıştır. Daha önce hobi odamın görsellerini paylaşmıştım. Şu an o halinden eser yok yalnız :) Onun da güncel görüntülerini en kısa zamanda sizlerle paylaşıyor olacağım…

Leopar Kutunun İçindeki Cennet

Evet, kaldığımız yerden devam edelim; Geçtiğimiz haftasonu görümcem tarafından bir poşet ulaştırıldı bana; içinde ne var diye bir bakayım dediğimde gözlerime inanamadım. Sizce ne olabilir? :) Cevap vereyim hadi sizi fazla da merakta bırakmadan; bir yığın ıvır zıvır!! Kimilerine cehennem azabı yaşatabilecek türden çöp parçaları ama benim için arayıp da bulamayacağım türden bir cennet sanki :) Hiç beklemediğim bir anda kapıma gelen bu cicişlerin beni ne kadar mutlu ettiğini tahmin edersiniz :) Sonradan öğrendim ki görümcemin bir arkadaşının çalıştığı mağaza bu parçaları elden çıkarıyormuş, “Çöpe atılacağına Demet Abla’ ya verelim” diye düşünmüşler; ne de iyi etmişler :) Bu arada, çöpçü ben oluyorum :))) Birkaç parçayı göstereyim size; onların altın çöp olduğuna karar vereceksiniz siz de :) Bu da altın çilek gibi birşey oldu ama neyyse :D Hepsi bu kadar değil elbette :) İçlerinde bir tanesi var ki görünce siz de hayran kalacaksınız… Mor rengi ile beni büyüleyen o parçayı kendime…

İkiz T-shirt’ üm :)

Herkese Merhaba! Aslında yazacak çok şeyim birikti ama şu an için uzun uzun yazmaya pek vaktim yok; ki bol bol resmim var sizinle paylaşmam gereken hem gezip gördüklerim hem de yeni tasarımlarım adına… Üzülerek beklemede kalmanızı rica ediyorum sizlerden ve hepinize enerji dolu bir hafta diliyorum :) Ha, unutmadan; sizi ikiz t-shirt’ ümle tanıştırmak istiyorum :) Geçen sene Koton’ da görmüş ve fiyatına aldırmadan almıştım -* Çünkü, t-shirt’ ün üzerine biri sanki beni resmetmiş; haksız mıyım ama? :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme