öylesine

10 Yazılar Ana sayfaya dön

Şahsına Münhasır Bir İnsanım Ben : )

Geçenlerde bloğuma böyle bir başlık atıp bir şeyler karalamış, taslaklara kaydetmiştim. Benim de bir huyum var; o yazıyı taze taze yayınlamadıysam ya sonradan yayınlayasım gelmiyor ya da yazı yayınlansa bile içerik yazıyı yayınladığım gün büyük bir değişime uğruyor :) Bir ara burayı düzenli olarak güncel tuttuğum zamanlarda taslaklara böyle başlıklar atardım, ama içeriği yayınlayacağım gün yazardım ki; çünkü yazıyı yazdıysam cepte tutamam, sabırsızım, hemen yayınlayıveririm :)) Şahsına münhasır bir insanım demiştim zaten. Bu öğlen de cep telefonumla şu fotoğrafı çekince dur dedim, bloğumda da paylaşayım ben bunu. Gerçi buraya telefonla çektiğim bir fotoğrafı eklediğim için pek huzurlu olduğumu söyleyemeyeceğim. Canon’ umu özledim çok ben aslen ama yapacak bir şey yok. Fotoğraf çekmeye vaktim yok diye, yazı da yazmamazlık etmeyeyim, değil mi? :)) Ayy, içinizi şişirdim sanırım. Zor bir insanım ben. Ufak şeylere takarım. Telefonla fotoğraf çektiysem Instagram’ da, fotoğraf makinemle çektiysem bloğumda yayınlamalıyım. Kim koyduysa bu kuralı? :)) Aslında herkesin…

Ramazan Gelmişse…

Ramazan ayına girmemizin bloğum için de yeri çok ayrı, biliyor muydunuz siz? :) 2009 yılında Ramazan’ ın ilk günü başlamıştım blog yazmaya ben; +++ Uzuuun zaman sonra blog sayfamı oluşturup ilk yazımı yazmaya başladığım için kendimi tebrik etmek istiyorum öncelikle… Umarım Ramazan’ın ilk günü, attığım bu adım için de hayırlara vesile olur :) +++ diye başlamışım yazmaya… Nasıl içten dilediysem, o gün bugündür bloğum hep hayatımın bir köşesinde. Aramıza zaman zaman mesafeler girse de, her zaman yazmaya fırsat bulamasam da, bazen canım istemese de, hele ki son bir yıldır burayı pek de güncel tutamasam da blogsuz bir hayat düşünemiyorum ben artık :) Son beş yıl içerisinde öyle çok şey öğrendim ki ben burda, öyle güzel insanlar tanıdım ki; şu bilgisayar başında harcadığım vaktin karşılığını fazla fazla aldım :) İlk yıllarda Blogger’ da yazardım, sonra şu blog yasaklarının olduğu dönemde radikal bir kararla kendi alan adıma taşındım. Pek bir sancılı dönemdi.…

Yeni Hafta; Adaptasyon : )

Pazartesi, sendrom – mendrom yaşamadığım, tam zamanlı mesaiye tabi tutulmadığım, sabah erkenden kalkma zorunluluğum olmasa bile kendimle verdiğim mücadeleyi kazanıp 08.30 civarı yataktan kalktığım (bravo bana!)… ilk günümdü :) Biraz yadırgamadım desem yalan olur. Sanki üzerimi giyinip yola çıkmam, trafikte beklemem, yolda sigara içip dumanı ile beni rahatsız eden insanlara sinir olmam gerekiyormuş gibi hissettim tüm gün :)) Havanın üzerime çöken kasvetini de es geçmeyeyim tabii.. Günüm SGK’ da halledilecek bazı işler, kargo anlaşmamın Anadolu Yakası’ ndan Avrupa Yakası’ na taşınma işlemleri gibi bir takım prosedürlerle geçti, gitti aslında. Tam olarak da geçmedi, hoş; bir haftamı alacak gibi gözüküyor. Malum bu tarz işler ne yazık ki çok yavaş ilerliyor; git-gel yapmak, sormak, soruşturmak, takip etmek gerekiyor. Bir süre uğraşıp duracağım… Nerdeyse bir ay oldu; diktiğim bir yığın yüzük yastığı var; hiçbirini fotoğraflayamadım hala. Hadi benim zamanım var artık dedim, onda da hava bozdu. Bu arada, bugün öğleden sonra babetlerime kavuştum.…

Tanısan Çok Seversin Belki de : )

Blog yazmaya yeni başladığım dönemlerde adım ne olsun diye çok düşünmüştük eşimle; kısa – vurucu – akılda kalıcı – beni yansıtan birşey olmalıydı. Günlerce gerek konuşarak, gerek SMS atarak birbirimize, eşimle beyin fırtınası yapmıştık. Sonra bir gün eşim “Demetoloji” ismini sms attığında o isme vurulmuş, başka da birşey düşünemez olmuştum. Beni daha iyi yansıtan başka bir kelime olamazdı çünkü; hem tek bir konuya hitap etmemesi, hem de benim adımı barındırması içinde, çok sempatik gelmişti. Hatta alan adımı hemen alıp sırf bu uğurda Wordpress kullanmayı öğrenmiştim; ki emekleme dönemleri çok sancılıydı – şu Blogger yasaklarının olduğu günlere tekabül eder… O zamanlar diğer sosyal medya kanalları çok da yaygın değildi, akıllı telefonlar bile o kadar çok kullanılmıyordu ki… Böyle de anlatınca çok eski bir zamandan bahsediyor gibi oldum ama biz blog yazarları yediğimiz – içtiğimiz, yaptığımız – ettiğimiz, kimilerinin ne giydiği daha o gün eve gidip üstündekileri çıkarmadan bloglarda olurdu. Birbirimizi arkadaş…

Tilkinin Dönüp Dolaşacağı Yer : )

Eylül ayını yarılayacağız resmen; ben yaz tatilinden kalan bir fotoğrafla ancak yazabiliyorum :) Ehh, bu hızla gidersem zaten, sene sonunda da hala yazdan fotoğraflarla buralarda boy gösterir, dururum :)) Neyse, zaten oldukça mahcubum buraya karşı – bir süredir kendisini Instagram ile aldatıp duruyorum. Araya birşeyler giriyor, sonra yazmaya geri dönemedikçe dönemiyorum ben; ha şimdi, ha birazdan derken bir bakıyorum, günler geçmiş… Velhasıl, tilkinin dönüp dolaşacağı yer derler, değil mi? :) Benimki de o hesap oldu… Yazmaya başladığım günden itibaren – bu arada, şaka – maka 4 seneyi devirmişim – hayatımda birçok güzel olaya önayak olan “Demetoloji” benim tam anlamıyla kendimi bulduğum bir yer; sanal bir olay gibi gözükse de benim ruhuma kattıkları tartışılmaz – o yüzdendir ki gücüm yettiğince, imkanım elverdiğince hep buralarda olacağım… Şimdi bunları da niye yazdım durup dururken bilmiyorum; herhalde araya uzun zaman girince duygusala bağladım :)) Neyse, sileyim gözyaşlarımı :p Yazamadığım zamanlarda bol bol Instagram’ da…

Maksat Muhabbet Olsun # 1

Bugün bir blogger organizasyonuna davetliydim. “Evet, buna gidebilirim… Evet, evet, gidebilirim” deyip kendimi gaza getirerek iş çıkışı davete katılma planı yapmışken ben, şansıma bugün İstanbul’ da trafiğin kilitleneceği tuttu; şu meşhur konser sebebiyle! 10 dakikada gittiğim yolu 1 saatte gidince tahmin edersiniz ki sonuç yetişilemeyen bir organizasyon oldu. Servisten inince savaştan çıkmış bir haldeydim zaten, araç içerisinde yaptığımız dur-kalk’ lar Perşembe’ nin bonusu oldu. Neyse, sağlık olsun, başka bir organizasyona inşallah… Gerçi çalışırken neye nasıl yetişeceksin ki! Ben neredeyse her akşam gözlerimi ovuşturarak dikiş makinesinin başına geçmesem veyahut birşeyler tasarlamak için kendimi oturduğum koltuktan kazımasam, hayatım sadece iş ve ev arasında dokuduğum mekikten ibaret olacak. Gerçi her akşam aynı başarıyı gösteremiyorum, orası da bir gerçek. Bazen öyle oluyor ki; uyuklarken saçmalıyorum, bazen de ne yapacağımı bilemeyip daldan dala atlarken o gün hiçbirşey yapamadığımı fark ediyorum – hazin son :)) Biz çalışanların günü sadece ofis içerisinde bulunduğumuz zaman demek değil ki;…

İkibinonüç; Burdayım Ben : )

Geçtiğimiz yılın son saatleri; böyle de ifade edince çok uzakmış gibi geldi ama geçen haftaydı işte :) Hatırladığım önce boğazımda bir yanma hissi, ardından yutkunma zorluğu ve kısılan sesim derken birkaç gün içerisinde misafirim olan, anlaşılan o ki hala da gitmeye niyeti olmayan “öksürük”… Evet, merhaba dediğim 2013 yılı bana ilk haftasında hastalık sunarken sağlığın kıymetini bilmeyi kulağıma küpe etti ancak öksürüğü iade almadığı gibi sesimi de bana geri vermedi :) Neyse, önümüzde uzuuuun günler var diyerek kendimi teselli edeyim bari; bu yıl içerisinde elbet bir gün kendime ait olan sesi duyabilirim – duyurabilirim ümidi içerisindeyim :)) Her ne kadar halsizlikten vücudum kırılsa da, ara ara başımı kaldıracak gücü kendimde bulamasam da, öyle daimi olarak yatakta yatamayan biri olduğumdan; hastalığımın da teşviki ile bir orda, bir burda memnuniyetsiz günlerin esiri oldum. Eli işlemeyince kafası çok düşünen ben, yapmak istediğim, hayata geçiremediğim planların altında ezilirken şu başladığım, ama bir türlü fırsatını…

Merhaba Kasım, Ben Geldim : )

Biliyorum, geç kaldım; neredeyse ayın ortası olacak, bir çift söz edemedim. Kasım gücenmesin bana, toparlanmaya çalışıyorum :) Takvimler 01.11.2012′ yi gösterdiğinde kendimi tekrar işyerinde masamın başında buldum, yokluğumdan istifade edip yığılan işlerin kontrol altına alınması, Cuma yoğunluğu derken gelen haftasonu da çabucak kaydı gitti elimden… Laf arasında, artık ciddi ciddi Anadolu Yakası’ na taşınmamız gündemde ve içimize sinen bir ev bulmamız durumunda yazına, kışına bakmadan evimizi değiştireceğiz kısmetse, bakalım! İşte bu yüzdendir ki; kiralık ilanlar, emlakçılar filan derken tatil günümüz iyice kuşa döndü :) Araya sıkıştırdığım, sadece merakımdan vizyona girdiği ilk gün gidip de hayal kırıklığına uğradığım “Evim Sensin” filmine de gitmemenizi şiddetle tavsiye ettiğimi not düşeyim kısacık :) Bir de üzerinde çalıştığım fotoğraf blog sitesi var; ki asıl sesim – soluğum o yüzden çık(a)mıyor. Bir an önce sizlere de duyurup çalışmalarımı toparlamak istiyorum ya, umduğumdan yavaş ilerliyor bazı şeyler… İki arada el attığım çarpı işi projelerimden de bahsedemedim bak…

Hayat Devam Ediyor

Dün işyerine döndüm… Acının derinliklerinde kıvranırken o sıradan, rutin hayatın insana nasıl keyifli gelebileceğine şahit oldum bir kez daha. Yoğunluğun içinde bulmak kendimi; iyi geldi diyebilirim yani. Kafam her boş kaldığında geçmişin izlerinden birşeyleri kurcalarken, düşünmeye fırsat bulamamak sanırım şu dönemde en çok ihtiyacım olan şeylerden biri… Zaten bu aralar eşimle pek evde duramıyoruz, durmak istemiyoruz. Kafamız dağılsın, hava alalım diye dışarı çıkıp duruyoruz sürekli… Hep de farklı şeylerden bahsetmeye çalışıp konuyu en alakasız noktada anneme getirip amacımızdan sapıyoruz. Evde benim tüm lambaları açıp odadan odaya korka korka geçtiğim, uzun süre sesim çıkmayınca eşimin panikle beni aradığı gibi örnekler dikkate alınırsa bizim sabaha kadar sokakta yanyana durmamız, ruh sağlığımız açısından sanırım şu andaki en doğru hareket… Bugünler de geçecek, biliyorum gerçi… Ben 15 yaşında babamı kaybettim, neredeyse bir sene boyunca annemle babamın yatak odasına giremedim, hâlâ da uykusu esnasında horlayan kim varsa hiç acımam, dürter, uyandırırım uykusundan. Babamın ölümünden miras…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme