Haziran 2012

7 Yazılar Ana sayfaya dön
Aylık yazılar gösteriliyor Haziran 2012

Bir Kitap Okudum, Hayatım Değişti : )

Aslında bir kitap değil, ben üç kitap okudum; aynı yazarın üçyüz kitabı olsa onları da okurdum – bu kadar da iddialıyım yani :) Aykut Oğut’ u duymayan kaldı mı hâlâ içinizde? Şu sıralar eşi ile soru-cevap şeklinde hazırladığı yeni kitabı raflarda… “Kitabın Adı: Bu Egoları Şişirsek de mi Saklasak?” Duyanlar duymayanlara iletsin lütfen ;) Ben onu iki sene önce tanıdım kitabıyla… Geç kaldığımı düşünmüyorum; çünkü zaten doğru olarak nitelendirebileceğim daha uygun bir zaman olamazdı. Tam zamanıydı kısaca! Torpil kelimesi beni kendine çekmişti kitabın kapağında… Zaten kişisel gelişim kategorisi kitapçılarda özel ilgi alanımdır benim. “Eh, konuya bu kadar ilgiliyken, evrenden torpilim var ve ben bunu hala bilmiyorsam, yazık bana!” deyip kitabı satın almıştım :) Üç günde bitirmiştim kitabı yanlış hatırlamıyorsam ve kitabın kapağını kapattığımda kendime yeni bir gerçeklik yaratmaya, deli işi bir adım atarak iki ay önce başladığım işyerinden ayrılmaya karar vermiştim, hem de başka bir iş bulmadan! Nasıl, kredi kartı…

Geçtiğimiz Pazar; İzmir…

Günlerden Pazar, istikâmet İzmir ve bize ayrılan süre yaklaşık 30 saatti… Amaç kısa bir tatil yapmaktı demeyi çok isterdim İzmir’ in o bunaltıcı, yapış yapış sıcağını dikkate alınca ama elimizde koliler, koli bantları, tamir malzemeleri gibi ıvır zıvırla pek tatile gider gibi gözükmüyorduk zaten karşıdan bakıldığında :) Belki eşimin ayağındaki parmak arası terlikler, feribotta bizi görenlere “Hayat bunlara güzel” gibi düşündürtse de işte öyle herşey göründüğü gibi olmuyordu bazen… Önceden plânlanmış ancak fazla dallandırıp budaklandırmak istemediğim kısa ve zorunlu bir ziyaret idi bizimkisi; uzaklarda kalmış, içinde pek çok hatıra barındıran anne evine… Yok, daha uzunca bir süre o kapıyı açamayabilirdim de kardeşimin vesilesi ile içimdeki zinciri kırmış oldum. Birkaç bohça vardı evde annemin kardeşime hazırladığı ve önceden aldığı, paketlediği mutfak malzemeleri, çeyizlik eşyalar… Evde yaklaşık bir senedir yaşanmadığı için “anne” kokan bir evle karşılaşmamak açıkçası olayları dramatize etmemem adına çok iyi oldu; zira annemi hastane morgunda görmeye dayanırken, onun cansız…

Rutinimi Kaybettim, Hükümsüzdür : )

Bir dönem haftada dört – beş kez yazma fırsatı bulurdum, ne güzel… Yazdıkça da anlatacaklarım çoğalır benim aksine… Ne zaman araya bir şeyler girsin, o zaman söylenecekler, anlatılacaklar saklanır kıyılara, köşelere… Haftabaşında dilediğim bir “İyi Haftalar” neredeyse tüm haftayı temsilen asılıp kalmış blogumda; çok ayıp çooook, hiç bana yakışıyor mu! :))) Geçici bir süre olduğunu biliyorum zira; o yüzden içim rahat, benim yapacaklarım, edeceklerim öyle birikti ki; buraları bombardımana tutacağım günler de gelecektir elbet – bilen biler :) Hani her gün buralara gelip gidip neden yazmadığımı, moralimin bozuk olduğunu düşünenler varsa “Ben gayet iyiyim” diye sesleneyim onlara buradan ;) Biraz yoğun olduğumu itiraf edebilirim ama; şu an nikah şekerlerine eşlik eden bir de gelin bohçası hazırlığım mevcut. Kardeşim Eylül ayında evlenmeyi düşündüğünden ben de kendime eğlenecek şeyler çıkarmakla meşgulüm anladığınız üzere *-* Yalnız şu yaşımda bohça mevzusuna da daldım ya, artık ilerde çocuğum olur da mürüvvetini görmek filan nasip olursa…

İyi Haftalar – Neşeli Yumurtalar : )

Ne zamandır “İyi Haftalar” dilekli bir yazı yayınlayamıyordum. Hazır bu Pazar fotoğraf makinemi elime almışken bana eşlik eden yumurtalarım bir Pazartesi gününü şenlendirebilirler diye düşündüm :) Bu yumurtaları “Ben boyadım” demeyi çok isterdim ama kendileri annemin hediyesi olup bir uçak yolculuğunda kırılmadan sahibine ulaşmayı başarmışlardır :) { Zaten mümkünse boya işlerine hiç girmeyeyim ben – arada aşkla yanıp tutuştuğumda birkaç sprey boya kutusu yeter de artar bana :)) } Eh, ne diyorduk; işte bunlar neşeli yumurtalar, size de iyi haftalar :) Not: Nikah şekerlerini yapmaya devam ediyorum; hem gelin hem de damat baykuşların vücutları hazır, artık süsleme aşamasındayım :) Bir gün burada olup boy gösterecekleri ümidi ile “Ufaktan damadın şapkasını kesmeye doğru yollanıyorum” diyecektim ki tam; baktım saat 01.00 olmuş, en iyisi ben bir yatağıma uğrayayım :))

Ses Vereyim : )

Farkında olmadan ne uzun ara vermişim öyle… İşyerinde o kadar yoğunum ki şu son bir haftadır; sanki işler beni oyalamak için, bana düşünecek bir dakika bile bırakmamak için birbirleri ile yarışıyor adeta… Gerçi ben izinler filan derken işyerinde tüm mesai günlerinin hakkını vererek çalışamıyorum ya şu son bir aydır, onun da etkisi vardır haliyle… Belki de tamamen budur sebep :) Yoğunluk… Tahminimce birkaç ay sürecek… Hem iş açısından, hem de özelde… Annemin vefatı sonrası yapılması gerekenler; bir yanda resmi kurumlar, diğer yanda İzmir’ deki evin odaları olarak listeye alınadursunlar, Eylül ayında evlenmeyi planlayan kardeşim için hazırlamaya başladığım nikah şekerleri hobi hayatımın en kapsamlı projelerinden biri olarak kayıtlara geçecek sanırım :) Kız tarafı ile anlaşıp ortak aldığımız karar neticesinde nikah gününe eşlik edecek gelin – damat keçe baykuşlar, bakalım benim sabırsızlığım ve o klasik abartmalarımla ne hal alacak; açıkçası büyük merak içerisindeyim :) Hani, bu aralar pek yazamamamın sorumlularından biri de…

Hayat Devam Ediyor

Dün işyerine döndüm… Acının derinliklerinde kıvranırken o sıradan, rutin hayatın insana nasıl keyifli gelebileceğine şahit oldum bir kez daha. Yoğunluğun içinde bulmak kendimi; iyi geldi diyebilirim yani. Kafam her boş kaldığında geçmişin izlerinden birşeyleri kurcalarken, düşünmeye fırsat bulamamak sanırım şu dönemde en çok ihtiyacım olan şeylerden biri… Zaten bu aralar eşimle pek evde duramıyoruz, durmak istemiyoruz. Kafamız dağılsın, hava alalım diye dışarı çıkıp duruyoruz sürekli… Hep de farklı şeylerden bahsetmeye çalışıp konuyu en alakasız noktada anneme getirip amacımızdan sapıyoruz. Evde benim tüm lambaları açıp odadan odaya korka korka geçtiğim, uzun süre sesim çıkmayınca eşimin panikle beni aradığı gibi örnekler dikkate alınırsa bizim sabaha kadar sokakta yanyana durmamız, ruh sağlığımız açısından sanırım şu andaki en doğru hareket… Bugünler de geçecek, biliyorum gerçi… Ben 15 yaşında babamı kaybettim, neredeyse bir sene boyunca annemle babamın yatak odasına giremedim, hâlâ da uykusu esnasında horlayan kim varsa hiç acımam, dürter, uyandırırım uykusundan. Babamın ölümünden miras…

Kelimeler Kifayetsiz…

Söze nerden başlasam bilemiyorum. Evet, Allah’ tan ümit kesilmezdi… Ve kader diye birşey de vardı… Güzel haberler vermeyi ne çok isterdim, ilerde yazdığım bu satırları annemle beraber okumayı… Bir mucize bekledik hep içimizde… Ben iyi şeyler hissetmediğimi söylesem de, sözler olumsuz olsa da, kendimizi kötüye hazırlamamız istense de defalarca… Olmadı, ne yazık ki olmadı… O mucize bizi bulmadı… Anneme biçilen ömür 47 yılmış; doğum gününü bile hastane odasında yoğun bakımda geçirmek zorunda kalan annem 31 Mayıs Perşembe günü öğle sularında aramızdan ayrıldı. Doktorların beni yanıltmamasına sinirlenerek, içimde son kalan ümit kırıntılarını da paketleyip; üzüntü, hayal kırıklığı, “Belki de hayırlısı buydu” gibi sözlerle karmakarışık, tarif edemeyeceğim duygular eşliğinde annemin cansız bedenini İzmir’ e uğurladım – büyük bir özlemle gitmek istediği şehre… İzmir ilk defa bu kadar tatsız geldi bana, içimi acıttı. Annem gömüldükten sonra, duramadım oralarda, geri geldim İstanbul’ a… İçimde gerçi olan biten herşey… Eve girdiğimde annemin oturduğu koltuk, aldığı…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme