Temmuz 2012

10 Yazılar Ana sayfaya dön
Aylık yazılar gösteriliyor Temmuz 2012

Bizim Evde Sürprizli İftar Daveti : )

Geçen yıl Ramazan ayında haftaiçi iftar daveti vermek gibi bir hataya düşüp ağzımın payını almıştım, hatırlar mısınız? :) Yazdıklarımı şimdi tekrar okudum da yaşadıklarım an be an gözümün önünden geçti – ne deli cesaretiymiş diyorum şimdi :)) Hatta yazımın sonunda da şöyle demişim: ” Yalnız bu deneyimle birşey daha anlaşılır; haftaiçi yemekli misafir, hazırladığın sofradan tek bir kare fotoğraf bile çekememen olur. Zaten yemeğe kendi zor dahil olan ben, fotoğrafı da kusur kalsın derim :) ” Yazının tamamı için bakınız Çalışan Bayanın Günlüğü :) İşte, deneyimlerle öğreniyor insan zaman geçtikçe… Payıma düşen; yemekli misafirleri haftasonu ağırlamak olunca bu kez yolumdan şaşmadım. Her ne kadar iftara epey bir vakit var gibi gözükse de köprü trafiği filan derken haftaiçleri her an bir sürprizle karşılaşmak an meselesi; geçenlerde saat 20.00′ yi geçiyordu mesela ben eve ulaştığımda… O nedenle hiç riske atmadan davet gününü Cumartesi olarak belirledim, hem Pazar da zonklayan ayaklarımı dinlendirmek için…

Deren Bebek Büyümüş :)

Bütün bebekler mi çok tatlı yoksa bu kıza özgü birşey mi ya da herşey kıvırcık saçlarıyla mı alâkalı bilmiyorum ama ben bu kızı bırak canlı canlı görmeyi, fotoğrafını bile her gördüğümde yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyorum :) Hatta öyle ki; geçtiğimiz Cumartesi günü bize geldiğinde diktiğim tüm yastıkları yere atıp üzerinde zıplamasına müsaade ediyor, tek memnuniyetsizliğimi o objektiften kaçtığı anlarda yaşıyorum :)) Peşinden ben de koşarken, elimde fotoğraf makinesi ile yerlerde sürünürken kendimi egzersiz yaptığıma dair avutmaya çalışıp yakalayabildiğim (!) anlardan bazılarına sizleri de ortak etmek ve bu vesile ile, çocuk fotoğrafı çekmenin ne zor olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyorum :))

Parmağımda Yüzükler, Kolumda Bilezikler…

Bu projenin ilham kaynağı Pinterest’ tir. Yine gün içerisinde boş bulduğum bir ara kendime illhamlık birşeyler ararken gözüme çarpmıştı… Olayın güzel yanı işte tam olarak bu olsa gerek… Normal şartlarda görüp “Aaa, süper fikirmiş” deyip sonra unutacağım, belki not bile alsam o yığının içinde yok olacak bir fikir ufak bir tıklama ile benim kendi oluşturduğum tabloya ekleniyor ve ben çok rahat bir şekilde o fikre tekrar ulaşabiliyor, hatta unutmadan uygulayabiliyorum :) Hatta ve hatta sadece bir kez uygulamakla kalsam, bir tane daha, bir tane daha diyerek şunun şurası şöyle olsun, bunun burası öyle olsun deyip konu üzerindeki faaliyetlerime resmen tavan yaptırıyorum… Bu bilezik süsleme olayında da aynen anlattığım gibi ilerledi herşey… Stoktaki plastik halka bilezikleri eritene kadar tüm denemelerimi yaptım ve süsleyecek bilezik kalmadığını anlayınca bir yandan üzülüp bir yandan da çaktırmadan derin nefes alarak süslü bileziklerimi üstüste dizdim :)) Bazen öyle oluyor ki; birşey tasarlarken inanılmaz keyif alıyor ve…

Bohçacı Geldi Haanııımm : )

Öncelikle bu bohça mevzuusunun benim için çok farklı bir deneyim olduğunu söylemem gerek, zira gelin olduğum zaman bana bir sandık içerisinde gelen bohçanın varlığından haberdardım ama şu genç yaşımda kız tarafına bohça hazırlama görevini benim üstleneceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi :) Ne meşakkatli bir işmiş bu; havlusu, yazması, lifi, patiği bir yana makyaj malzemeleri, geceliği, pijaması, terliği, elbisesi, ayakkabısı, çantası… Bohçaya ne koymalı, kaç adet olsun filan derken şu son bir ay içerisinde konuya öyle fena kaptırmışım ki kendimi; her dışarı çıktığımda vitrinlerde bohçalık birşeyler ararken kendimi bulduğumdan alacaklarımı tamamladığımda ciddi anlamda bir boşluğa düşmüş oldum :)) Şu an otursam, teyzelerimle gayet güzel bohça-lı muhabbetler yapabilir, yanında sarma-börek bile yiyebilirim yani :)) Gerçi benimkisi biraz çocukça gelir onlara eminim. “Nerde bu tüylü gelin terlikleri, sabahlığı?” filan diye sorarlar hemen bana :D Onlar sormadan ben cevap vereyim o zaman :) Ben gereksiz gördüğüm, kullanılamayacak şeyler almak istemedim açıkçası… Ya da…

Fotoğraflarım Var :)

Günler koşturmaca içerisinde hızla akadursun, ben bulduğum her fırsatta elime geçirdiğim ne varsa fotoğrafını çekmeye devam ediyorum :) O zaman kimi son günlerimle alâkalı, kimi alâkasız, yine de beni anlatan birkaç kare olsun bugünlük burada… Sözcükleri biraraya getirip cümle kurmaya pek de vakit bulamadığım şu son birkaç günde biriken fotoğraflar imdadıma yetişip sesimi bir şekilde sizlere duyursun :) {Annemin evinde bulup kapıp getirdiğim dikiş cenneti} {Paşabahçe’ de aklımı çelen mumluk} {Yemelere doyamadığım yeşil mercimek salatası} {Kendileri ile dekupaj yapacağım günlerin hayali ile stokladığım English Home peçeteleri} {Yıllarca köşede bekleyip sonunda bir amaç (*) için kullanılan mumlu iplerim} * O bahsi geçen amaç ilk fırsatta huzurlarınızda olacak :)

Haftasonu; Biliyordum Geleceğini -

Ne sıcak bugün. Dışarı çıktım da şöyle bir 10-15 dakikalığına öğle yemeğimi yemeye, her yer yanıyor adeta… Hava tahminleri de haftasonu sıcaklıkların artacağı yönünde… İşi olmayan evinden dışarı çıkmasın vallahi… Bugünlerde deniz kenarına gidemeyenler için zaten en güzel tatil evde arka arkaya alınan duşlar, içilen soğuk sular ve tabii ki yenilen karışık dondurmalar eşliğinde olanıdır :) Evde kliması olan da parmağının ucunu dışarı çıkartmak istemez sanırım şu zamanlarda… Ben her ne kadar o grupta olmasam da orta halli vantilatörümüzle mutlu olmadığımı inkar edemem :)) Benim bu haftasonuna dair planlarım; hobi odamın düzenlenmesi, gelin bohçasının toparlanması ve fırsat buldukça nikah şekerlerine el atılması şeklinde… Ha, bir de gelinimizi benim Kadıköy’ de gelinliğimi aldığım yere götüreceğim yarın öğleden sonra – gelinlik provası izlemek epey keyifli olacak benim için *-* Onun dışındakiler işte benim klasik ev hallerim; ne kadarına yetişirim, bilinmez… Not – 1: Aklıma gelmişken, artık çektiğim fotoğrafların üzerine blogumun adını yazmıyorum,…

Baykuşlar Kondu Buraya : )

Geçtiğimiz Cumartesi günü Eminönü’ ne gittik. Sebeb-i ziyaretimiz, ilk olarak baykuş gelinimizin çiçek buketlerini, ardından magnet mıknatıslarını bulmaktı. Neyse ki aradığımız her ne varsa elimizle koymuş gibi bulduk, fazla uğraşmadık; zaten öyle bir malzeme cennetinde bulamasak ayıp ederdik :) Hatta ben bulabildiklerimin dışında bulmayı akıl edemediklerimi de görmemek için orada dolaştığım süreç içerisinde hafiften gözlerimi kapattığımı itiraf edebilirim :)) Öyle durumlarda her an baştan çıkabilirim; vukuatlarım mevcuttur yani *-* Nikah şekerlerinin tüm malzemeleri de böylelikle tamamlanınca geriye bana kalan bol sabır oldu :) 100 tane damat, 100 tane gelin baykuşun tüm keçe kesimleri bitti bitmesine de parçaları birleştirme işi de bir o kadar el oyalayacak gibi gözüküyor… Ben her zaman bir şeyi yapmaya başlamadan önce sonucunu fazlasıyla merak eden bir tip olduğumdan ilk baykuş çifti yapıverdim heyecanla *-* Keçeleri keserken olduğu gibi parçaları birleştirme kısmında da işleri gruplara ayırdım kendi içlerinde. Meselâ, önce sadece gözleri yapıştırıyorum, ardından burunları… Bu şekilde…

Gelinin Ayakkabısı .. ♪ …

Cumartesi gecesi saat 01.00′ i geçiyordu ayakkabıları elime aldığımda. Zaten en parlak fikirler ya aklıma gecenin bir yarısı gelir ya da mesai saatlerinde onca işimin arasında :)) Elime ayakkabıları alıp şu bağcıkları çıkarsam, yerine beyaz saten kurdele geçsem nasıl durur dememle başladı herşey… Bir anda baykuşlar köşeye itildi ve sadece kurdelenin nasıl durduğuna bakacakken ben, ayakkabıyı süslediğime şahit oldum :)) Zamansız bir şekilde elime alacağımı biliyordum da bu ayakkabıları; alır almaz da “Budur” diyeceğimi tahmin etmiyordum :)) Kendimi bile şaşırttım kısaca *-* Spor ayakkabı olunca mevzû bahis, ne kadar şık durabilir endişesi içerisindeydim açıkçası. İşin içinden nasıl çıkarım diye düşünürken; süslemede yarım inciler yine kurtarıcım oldu. Gelinimiz göz alıcı birşeyler olmasını istediği için de incilerin aralarına minik parlak çiçekler serpiştirdim. Saten kurdelenin yarattığı fark zaten anlatılmaz, yaşanır :) Eşim her ne kadar fark olmadığını iddia etse de – onun aksini kasten sunduğunu biliyorum :) Zaten bana baykuşları unutturup, aklımı çelen…

Herşey Fotoğraf İçin : )

Cumartesi günü Türk kahvesi almaya gittiğimde gözüme çarpan çakıl taşı çikolataları masum birkaç fotoğraf çekmek için alındı :) Keşke sadece çikolata alıyor olsam fotoğrafını çekmek için… Gözüme estetik gözüken, sevimli bulduğum, hoş olduğunu düşündüğüm herşeye bulaşmaya başladım, artık kendimden korkuyorum :) Meselâ, şu puanlı çatal-kaşık-bıçak sadece bir adet elimde – sebebini anladınız siz :)) Tabii çikolatalara eşlik eden mini tepsinin de bir tane olduğunu söylememe gerek yok sanırım :)) Öyle fazla kek, pasta da yapmam ama muffin kağıtlarını da alıp sakladığımı görüyorum bu fotoğraflara baktığımda :)) Hakikaten çöpçü müyüm ben diye düşünüyorum bir yandan :)) Diğer taraftan da kendimi teselli ediyorum – en azından çikolataların hepsini eşim yedi, ben sadece fotoğraflarını çektim diye :))

Haftabaşı | Ağzınız Tatlansın : )

Düğün hazırlıkları tam gaz devam ediyor; yalnız gündüzleri iş-güç, akşamları da bu mevzûlara dalınca buralara pek uğrayamaz oldum. Yoksa benim sessizliğim tatil rehavetinden filan değil, bize yok öyle şeyler :)) Öyle bir uğramışken de çakıl taşı getirdim size – yenenlerinden :) Hem haftabaşında ağzınızı tatlandırır, hem de yüzünüzü gülümsetir diye *-*

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme