Aralık 2012

10 Yazılar Ana sayfaya dön
Aylık yazılar gösteriliyor Aralık 2012

2012: Her Ay İçin Bir Fotoğraf

Yılın bitmesine birkaç gün kala 2012 yılı yazılarıma şöyle bir göz attım da her aydan gözüme en çok çarpan bir fotoğrafımı (ya da bir kolajı) buraya taşımak istedim… Fotoğraf başlıklarının üzerine tıklayarak ilgili içeriğe ulaşabilirsiniz. Keyifli Pazar’lar olsun :) Ocak 2012 Şubat 2012 Mart 2012 Nisan 2012 Mayıs 2012 Haziran 2012 Temmuz 2012 Ağustos 2012 Eylül 2012 Ekim 2012 Kasım 2012 Aralık 2012

Kırmızıdan Göründüler Bana : )

Geçtiğimiz Cumartesi günü yorgun bedenim uykuya teslim olup da ben bir kare bile fotoğraf çekme fırsatı bulamayınca Pazar günü kendimce erken bulduğum bir saate alarmımı kurdum :) Tamam, alarm çaldıktan sonra bir saat ileriye tekrar ötelemiş olabilirim ama bu fotoğraf çekmeme engel değildi :) Zira, Pazar olduğunun bilincine varıp tekrar uyuma isteğimi göz önünde bulundurarak ayarlamıştım alarmımı :)) Böyle kendimle müthiş bir işbirliği içindeyimdir :))) Pazar gününe alarm kurup uyanmanın amacı uyuyan kocama kahvaltı hazırlamaktı demeyi çok isterdim ama avcunu yaladı :)) Hedef; aramıza bir ay önce katılan, beyaz renkli minik Ikea masamın üzerinde çakma yılbaşı masası kurmak ve onun fotoğraflarını çekmekti :) Çakma diyorum; çünkü ortada yemek filan yok :)) Sadece tabaklar, çatallar filan :D Beni öyle abuk bir halde bir halde fotoğraf çekerken gören eşimin yorumu “Sen delisin” iken siz şimdi beni okumaya devam etmek için anlamlı bir sebep bulmaya çalışıyorsunuzdur eminim orda :))) Neyse, Ikea masası diyordum…

İyi Haftalar Herkese : )

Şirketin önünde ne zamandır dikkatimi çeken, sonunda geçtiğimiz Cuma objektifime poz verdirtmeyi başarabildiğim çiçeklerle {bunlar da kokina mı oluyor, bilemedim bak şimdi} ; Boyner yeni yıl indirimlerinde görüp de sevimliliğine dayanamayarak aldığım şirin mumluğumla ; Arkadaşımın yaptığı ve ilk deneyimi olan, çatılarına karlar düşmüş mis kokulu ‘ev’ kurabiyeleri ile ; İyi haftalar herkese :)

Ben Havuç Topu Severim :)

İzmir’ deyken, annemin evinde yaşadığım günlerde, bundan bir 6-7 sene kadar önce yaptığım ilk havuç topları denemem aklıma geldi şimdi de… O zamanlar mutfağa adım atmayan ben, sadece Türk kahvesi yapmak ya da salata malzemesi doğramak için mutfak kapısından içeriye giren ben nerden estiyse havuç topu yapmaya karar vermiştim. Çok bilmiş gibi de, havuç topu tarifini internette bulduğumu, annemin yardımını istemediğimi söyleyip nasıl becerdiysem top olamayan bir havuç tatlısı yapmıştım :D Annem çırpınışlarıma dayanamayıp havuçlarımı kurtarmaya çalışsa da nasıl bir tarif uyguladıysam onun gibi mutfak üstadı bile havuçlarımı hayata döndürememişti :))) O günden sonra da ben havuç topu yapmaya cesaret edememiştim :))) Taa ki geçen yıla kadar… Havuçları rendeledikten sonra pekala çorba yapar gibi su koymazsam, yani hiç su koymadan havuçların ocakta kendi suyunu salıp çekmesini beklersem gayet de güzel top olabiliyorlarmış :)) Neyse efendim, bu gördüğünüz havuç topları Deren bebeğin doğum günü için hazırlanmıştı – yoğun istek üzerine :)…

Yeni Yıl Şapkalı Sandalyeler

Bu fikri tuttum. Eğer yılbaşı akşamı misafir ağırlamak gibi bir planım olsaydı, mutlaka yapardım :) Bu sene değil belki ama gelecek yıllarda deneyebilirim *.* Yalnız hala vakit varken farklı yeni yıl masası arayışlarında olanlara fikir olsun istedim… Yapılışı da burada – severek takip ettiğim Make It&Love It sitesinde… Yapan olursa haber versin, görmek isterim ;)

Yeni Yıl Geliyoooorr :)

Bu ara çarpı işinden gözüktüler bana… Duruldum ama, nerdeyse iki hafta önce yaptıklarım bunlar :) Blog güncellemelerim biraz geride kaldı; çektiğim fotoğrafların çokluğu arasında sıkışıp kaldılar diyeyim :) Zaten çektiklerimin yüzde birini bile düzenleyip buraya aktaramıyorumdur da neyse… Eh, çarpı işine sarınca böyle, yeni yıl süslemelerim de haliyle onlardan çıktı :) Çıktı da… Ne bunlar acaba diye bakıyorsanız vereyim cevabını hemencik :) Bu gördükleriniz “Kapı kolu yastıkları” oluyor *-* Uppss, o da mı ne? Uydurdum, oldu işte :) Her çarpıladığımı çerçevenin içine koyamayacağımdan bir kısmını böyle minik minik yastıklar halinde kapı kollarına assak pekâla olur diye düşündüm :) İçlerine de elyaf doldurdum. Ohhh, pofuduk pofuduk :)) Hatta ve hatta harfleri yazdıktan sonra, çarpı işi ile değişik notlar yazıp kapı kollarına asabileceğim fikrine de çok sıcak baktım; mesela “Rahatsız Etmeyin”, “Kitap Okuyorum”, “Bebek Uyuyor”, “Sessiz Olun”, “Sigara İçmeyin” gibi gibi :) Şimdi tek ihtiyacım olan şey daha çok zaman – zira…

30 Yaştan Bildiriyorum :)

Geçtiğimiz haftasonu dolu dolu geçip de dinlenmeme pek fırsat kalmayınca haftaya yorgun başladım. Her ne kadar Pazartesi eşittir sendrom, iş yoğunluğu, kafa kaşıyamama durumları demek olsa da en azından bu seferlik kendimi motive edebileceğim güçlü bir sebebim vardı :) Doğum günümdü; artık yirmili yaşlarla tamamen bağımı kopardığım gündü – aynadaki cüssem pek çaktırmasa da 30’ un içine iyice girmiş, istese de yirmili rakamları tekrar telaffuz edemeyecek biri oluverip çıkmıştım işte :)) Aman, olayı dramatize ediyor gibi mi oldum ne… Üzüldüğüm filan yok, yanlış anlaşılmasın. Sadece bundan 10 sene kadar önce 30 yaşında olmanın çok büyük birşey olduğunu düşünürdüm, geldim, baktım, öyle de değilmiş. Kandırdınız beni :)) Yine ben aynı benim işte; aynı çatlak fikirler aklımdan geçiyor, hala zıplayasım, koşup atlayasım var :) Önemli olan insanın hissettiği yaş derler ya, hakikaten öyleymiş, yıllar geçtikçe bunu daha net anlıyorum. Ben henüz 20’ lerde hissediyorum zaten kendimi; gerisi de boş sanırım… Tipimi fotoğraflarda…

Deren Bebeğin Hediyeleri

Bu ay Burda – Yaratıcı Fikirler dergisinde bu uzun kulaklı köpeklerin şablonunu görünce bir deneyeyim dedim kendi kendime… Önce kanvas tarzı sert bir kumaşla dikmeyi denediğimden istediğim sonucu elde edemeyince şekilsiz ortaya çıkan köpeğimi çöpe atıp, sonra birşeyler dikerim diye aldığım yarımşar metrelik polar kumaşlarım aklıma gelince onlara yöneldim… Zaten malzemelerde de polar ya da svetşört tarzı kumaşlar kullanmamızı söylüyordu. Benim çok bilmişliğim işte :)) Doğru kumaş türünü tercih edince yüzümü güldüren sonuçlar çıktı ortaya neyse ki; biri pembe, diğeri mor iki cici köpek. Keşke daha fazla renk polar olsaydı elimde; eminim bir düzine köpek dikerdim o şevkle :) Tabii, bu cici köpekler bende kalmadı. Geçtiğimiz Cumartesi günü Deren bebeğin doğumgünü vardı, çıtlatmıştım *-* İkisini de hediye ettim bıcırık kıza. Görür görmez üstüne binmeye çalıştı; halini görseniz, çok komikti :)) Eh, haksız da değildi hani – köpeklerin tipleri gayet müsait üstlerine çıkmak için zaten, hehe :D Kanaviçe aşkımın tavan yaptığı…

Ucuz Yırttım Yahu : )

Haftasonunun nasıl geçtiğini anlayamadım. Gerçi her zaman tatil günleri bir çırpıda bitiveriyor da bu haftasonu ne evime ne kendime pek faydam dokunamadı gibi geldi… Cuma akşamını Cumartesi gecesine mutfakta bağladım diyebilirim; Deren bebeğin doğum günü için sipariş verilen havuç topları ve süslemeleri bittiğinde ben de bitmiştim :) Tüm hafta boyunca hediyelik birşeyler yapma telaşım ve neredeyse haftaiçi her gün saat 02.00 sularında uykuya geçebildiğim dikkate alınınca pilimin bitmiş olması gayet normal :)) O yorgunlukla ertesi gün kafamı yataktan kaldıramadım tabii… Öğle sularında gözlerimi açtığımda paketleyeceğim hediyelerin varlığının, üstelik ışığı kaçırmadan her bir hediyenin fotoğrafını çekecek olmanın üzerimdeki baskısıyla resmen yarışmaya katılmış gibiydim. “Acele işe şeytan karışır” derler ya; elimi çabuk tutayım derken bir de ufak bir kaza atlattım ki; verilmiş sadakam varmış :) Tepeden fotoğraf çekeyim diye üzerine çıktığım tabure ayağımın altından kayınca kendimi fotoğraf makinesi ile önce havada, sonra hemen arkamdaki koltuğun üzerinde bulmam bir oldu. Neyse ki yumuşak…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme