Demet

10 Yazılar Ana sayfaya dön

Size MİNİK Bir Haberim Var : )

Yine bir kayboldum, pir kayboldum, değil mi? :) Neredeyse ayda bir yazar oldum.. Bu ara Instagram da öyle gerçi; gün aşırı fotoğraf koyar dururdum, şimdi haftada bir ses veriyorum ancak… Olur böyle şeyler diyerek yine kendimi suçlamaya başlamadan gelin, size ufak bir hikaye anlatayım. İçinizde bilenler var konunun nereye bağlanacağını ama olsun, bloğumun benim için yeri her zaman farklı, burada da dursun isterim, sonra dönüp okumak için tekrar yazdıklarımı.. Gerçi geç bile kaldım ya neyse… Geçen aydı, tarih de 10 Ocak 2015.. Evlilik yıldönümümüzün 5. yılı aynı zamanda. O güne planlar yapmıştık, daha doğrusu yapmıştım. Cumartesi gününe denk geldiği için normalde o gün çalışan eşim izin almıştı. Önce dışarıda güzel bir kahvaltı, sonra Ikea turu – bunu özellikle hobi odama tekrar taşınacak olmamın şerefine bir dolap ya da açık raf sistemi gibi bir şey almak için istiyordum, akşama doğru da bir yemek; ama öyle geçmiş yıllarda yaptığımız gibi lüks bir…

Hoşgeldin 2 0 1 5 : )

Yeni yıl geldi, tarih atarken 2015 yerine 2014 yazma alışkanlığımızdan da kurtulduk ama ben maalesef bloğumu geçtiğimiz yılda bırakmışım, öylece kalmış :) Bir ses vermezsem 2016′ ya kadar öylece kalakalmasından korktum, bir panikle yazmaya başladım hemen :)) Öncelikle yeni yılın hepimize gönlümüzden geçenlerin kat be kat fazlasını vermesini dileyerek önce sağlık, sonra huzur ve mutluluk yanıbaşımızdan hiç eksilmesin diyorum… Yeni yıla yine evde bir koşturmaca ile girdim ben :) Şu küçücük evde eşyalarımı nereye koyacağımı bilemeyip beş yıldan uzun süredir oradan oraya hobi köşemle beraber dolaşıyorum :)) Yine aldığım ani bir kararla, taşındığım salondan tekrar küçük odaya geçmeye yeltenmiş bulunsam da, o odayı derleyip toplamak umduğum kadar kolay olmadı. Bir aydır neredeyse her haftasonu yavaş yavaş eşya topluyorum, kolilerin içine yerleştiriyorum desem yalan olmaz. Hani her topladığımdan sonra da arkama bakıp ne kadar kaldığını görmek istediğimde sanki hiçbir şey yapmamışım gibi bir manzara ile karşılaşmak da beni nasıl mutlu ediyor,…

Yılbaşı Kafası

Aslında geçtiğimiz ay bu yazının başlığını atmıştım :) O zaman ortada ne içerik vardı, ne de fotoğraflar… Başlık benim taslaklarımda dururken sevgili Işıkcan Instagram’ da “Hadi yılbaşı heyecanı başlasın” deyince o zaman oyunun adı da neden “Yılbaşı Kafası” olmasın dedim; seve seve kabul etti o da :) Ben yazıyı yazana kadar başlık halka mal oldu ama olsun, çok da iyi oldu :) Mevzuu bahis yılbaşı olunca içim kıpır kıpır olur benim… Beni uzun zamandır tanıyanlar yeni yıl coşkusunu çok erken yaşamaya başladığımı ve durup durup bir şeyler çıkardığımı bilir. Fotoğraf çekmeyi de çok sevince kendisine ödev verilmiş öğrenciler gibi hazırlanır dururum :) Eşim bu aralar bizim evi lunaparka benzetse de ben halimden oldukça memnunum. Gerçi her ne kadar sağda solda yanıp sönen ışıklara, aldığım onca ufak tefek aksesuara ara sıra laf etse de onun da bu durumdan hoşnut olduğunu düşünüyorum ya da düşünmek istiyorum :) Küçükken de böyleydim ben gerçi…

Yeni Yıl Geliyoooorr : )

Yeni yıl süslemelerine iki ay önceden başladım, evet – benden beklendiği üzere :) Zaten son dakika süslemeye başlayınca tadı çıkmıyor, önceden yapmak lazım bu süsleme işlerini; ki hem doyasıya oynayalım hem de fotoğraf çekebilelim ^_^ Yalnız her geçen sene süsleme olayının kapsamını genişletiyorum; ilerleyen yıllarda halim ne olacak diye de düşünmeden edemiyorum bu yüzden :) Kumaşla kapladığım eski mini ütü masamın renkleri yeni yıl konseptine uyunca salonda bir köşeye koydum onu, üzerini incik-cıncık süslerle doldurmaya başladım. Eski yıllardan kalan süsler, yeni almaya başladıklarım, kullanım amacını değiştirip farklı bir amaca hizmet etmeye başlayanlar derken ortam şenlenmeye başladı bile :) Şu kardan adam iki yıl kadar önce bir arkadaşın hediye kutusunun süsüydü mesela.. Silikonla yapıştırmışlar. Pazar akşamı dolanıp dururken evde bir bakayım dedim şu valizin içinde ne var; karşıma çıkınca bu kutu, kardan adam da sevimli sevimli bakınca ordan bana, söktüm onu kutunun üstünden, baktım altı da delikti hafiften, gittim Ikea’ nın…

Yine Bir Çamaşır Makinesi Vakası : )

Yine bir gece yarısı makineye çamaşır atmışım.. Ben beklerim o bitsin diye, o ise inatla bir daha, bir daha döndürür durur çamaşırları içinde… Uykum geldikçe hiddetlenir makine sanki :) Bunu kaç kez yaşadım, daha kaç kez yaşayacağım bilemem ama çamaşır makinesi havalara girmesin diye bari bloğuma bir şeyler karalayayım dedim ^_^ “Sen keyfine bak canım! Benim başka işlerim var zaten. Yoksa uyumayacağım ben yani. Sanma ki seni bekliyorum şu an, sesini bile duymuyorum ki!” İnandırıcı olmuş mudur? :)) Şimdi maç özeti – ya da maç haberi mi desem, hiç anlamam – izleyen eşime desem ki, ben uyusam da sen çamaşırları assan diye; yapar yapmasına da, TV karşısında uyuyakalmazsa tabii :)) Bizim evde önce ben uyursam çok yüksek olasılık televizyon izlerken uyuyakalan ve yine o koltuğun canına okuyan koca kişisi iş başında demektir :)) Uyur da kalırsa zaten, onu ordan kaldırıp yatağa götürmek kadar zor bir iş bilmem ben; bir de…

Şapşik Baykuşlar : )

Ortaokul – lise yıllarında resime ilgim vardı aslında. Özellikle uzun bacaklı kızlar çizip onlara kıyafetler tasarlamayı çok severdim :) Hatta bir gün resim öğretmenim bir yarışmaya katılmamı istemişti de şartlar beni fazlasıyla gerdiği için korkup kaçmıştım – yalan yok :)) Yanlış hatırlamıyorsam 3 saat gibi bir süre içerisinde jürinin önünde bir konu dahilinde resim çizmem gerekiyordu ve konuyu da o dakika öğrenecektim; yani önceden hayal kurup, az biraz kafamda ne çizeceğime karar verip de yarışmaya girmek yoktu kurallar arasında. O dakika ne geliyorsa aklına, ne geliyorsa içinden çizecektin, boyayacaktın… Ben sevmem öyle zaman kısıtlamaları dahilinde sanatsal aktivitelerde bulunmayı zaten. O dakika resim çizeceğim varsa gözüm saate takılır, panikten hiçbir şey yapamam. Kompozisyon yazmak mesela; bunun sınavına girmeyi asla anlayamıyordum. Hele ki edebiyat en çok ilgi duyduğum alanlardan biri iken kompozisyon sınavları acayip sinirimi bozuyordu. Çünkü ben zamana takılmadan yazmayı severim.. Özellikle geceleri gelir ilham perilerim.. Şimdi de böyle, çocukken de…

Mutlu Geçsin Haftanız : )

Tam başlığı attım, yazmaya başlayacağım – eşim belirdi arkamda; “Kime yazıyorsun?” dedi, şöyle bir baktım yüzüne bu soru karşısında, sanki blog yazdığımdan bi’ habermiş gibi… Bir de beni okuduğunu söylüyor :) Hatta dediğine göre arada gelip farklı bir isimle bayanmış gibi bana yorum da bırakıyormuş ama anlayamamışım, söylemeyecekmiş de kim olduğunu.. Hoş, inanasım gelmedi kendisine şahsen; şaka yapmayı çok sever, bloğumun müdavimi olduğunu da hiç sanmıyorum, ne yalan söyleyeyim :)) Neyse.. Bak ne yazacaktım, neler yazdırdı bana… Bir Pazar kahvesi ile mutlu haftalar dileyeyim dedim herkese.. İçemedim gerçi; adı Pazar kahvesi – soğuttum kahveyi fotoğrafını çekerken – her zamanki gibi. Ben aynı karenin defalarca fotoğrafını çekmekten, sağından – solundan, altından – üstünden elimde kamera dolanmaktan vazgeçemedim daha. Bazen nasıl oluyorsa tek bir kare çekiyorum, içime siniyor.. Bazen onlarca çekiyorum, gidip ilk çektiğimi beğeniyorum.. Bazen hiçbir çektiğimi beğenmiyorum gerçi! Bir de milimetrik oynamalarla hangisinin daha iyi – daha net – göze…

Mumlukların Gücü Adına : )

Hani dönem dönem bir şeylere taktığımdan bahsetmiştim ya bir önceki yazımda, işte son zamanlarda taktığım şeylerden biri de geceleri mum – mumluk fotoğrafları çekmek :) Her ne kadar gün ışığında fotoğraf çekmeyi sıklıkla tercih etsem de bu aralar loş ışıkta fotoğraf çekmek de keyif vermeye başladı. Bunda Ikea’ dan aldığım şu lambaların da etkisi olduğu muhakkak tabii ^_^ Bir de fotoğraf makinemin ISO ayarı sağolsun :)) Şimdilerde heyecanla mağaza vitrinlerinin yeni yıl konsepti ile süslenmesini bekliyorum ben aslında :) Her sene eve yeni yılı erkenden getirdiğimi bilmeyen yok artık zaten ^_^ Gidip yeni ürünleri daha mağaza görevlileri raflara yerleştirirken kurcalamam lazım benim ve her sene sonuna doğru da yeni yıl heyecanından payıma düşen şeyler olmalı – evet, bunu uzun zamandır alışkanlık haline getirdim ve bu zamanlarda doğum günümü de bahane edip kendi kendime aldığım hediyelerde limitleri fazlasıyla aştığım çok doğru :)) Tabii, genelde hep ıvır zıvır şeyler alıp, eşimin “Ne…

Pazar Kahvaltısından…

Son birkaç yıldır hobi malzemelerine olan yoğun ilgim tabak-çanağa kaydı, hatta son zamanlarda zirvede seyrediyordu ki; frenledim kendimi – kredi kartları malum :)) Bunda hobi malzemesi anlamında doygunluk yaşamamın mı etkisi var, yoksa Instagram’ da gördüğüm harika ötesi sunumların mı bilmiyorum ama dönem dönem bir şeye takıp o konu üzerinde tatmin olana kadar didikleyip dururum ben – işte bunu biliyorum :) Bir zamanı var, geçecek; onu bekliyorum. Ama o esnada eminim ben farklı bir şeye takmış olacağım :)) İstanbul’ a taşındığım yıllarda işim gücüm boş bulduğum her vakitte outlet mağazaları araştırmaktı; ucuza nerden kıyafet bulabilirim, nasıl daha fazla çeşit kıyafet alabilirim… Sonra derken incik – boncuk işlerine sardım. Eminönü’ ne gidip gelip türlü türlü boncuklar alıp kolyeler yapmak tutkum oldu :) Derken hayatıma dikiş makinesi girdi; o süreçte de gönlüme göre istediğim kumaşları nerede bulabileceğim benim uzun süre cevabını aradığım soru oldu. Evet, evet, sanırım en fazla vaktimi alan kısım…

Mumları Yakalım : )

Elektrikler kesildiğinde mum sıkıntısı yaşamayacak evlerden biridir bizimki.. Hatta komşuya yetecek kadar mum mevcuttur – yaşayarak test edildi :)) Evdeki mum stokları bir yana, bir de mumluk konusu var ki; eşim “Ne aldın?” sorusuna “Mumluk” cevabı almaktan bıktı adeta :)) Ama siz söyleyin şimdi; havalar soğumaya başladıkça battaniyenin altına kıvrılıp, sehpanın üzerinde danseden mum ışıklarını izlemekten keyifli başka ne olabilir ki? ^_^ Hele bir de TV’ de ilginizi çekecek bir program var, üstelik haftasonu da gelmiş, çatmışsa.. Sıcak bir kahve ya da çay belki yanında… İşte tüm bunlar karşıma çıkan tüm mumlukları alma sebebim olabilir :)) Eskiden mumluk mu vardı gerçi.. Varsa da bizim evde yoktu. Elektrikler kesilince yanardı mum bizim evde sadece; annem şu beyaz, uzun mumlardan birini yakıp çay tabağına birkaç damla damlatır, üzerine sabitlerdi.. Pek sevimsiz gözükürdü o zamanlar gözüme.. Hele bir de çocukken o karanlıkta elimde mumla bir odadan diğerine geçme hallerim vardı ki evlere şenlik;…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme