Aralık 2011

10 Yazılar Ana sayfaya dön
Aylık yazılar gösteriliyor Aralık 2011

Yıl Biterken

Senenin son haftası bir çift laf etmemişim… Ben ki; maksimum internetsizliğe rağmen gün aşırı yazmadan duramayan insan! :) Senenin yorgunluğu çöktü sanırım üzerime; elimi – kolumu kaldıracak gücü bulamadım kendimde bu hafta. “Daha ponpon yapımını anlatacaktım, fotoğraflarını da çekemedim istediğim gibi” diye diye, üstüne bir de “Adını Feriha Koydum” dizisine takıldım ki çok fena; internetten 30 bölümünü bir haftada izleyip (hani sadece diziyi izlesem yine iyi, olumlu – olumsuz tüm eleştirileri didiklemezsem de içim rahat etmez; benim manyak araştırmacı ruhum *-*) gerçek hayattan kopma noktasına geldiğimde kendimi tokatlayarak uyandırdım :))) Şimdi buradayım, çok şükür :)) Aslında klişeleşmiş olan yıl sonu yazılarımın devamını getirmek niyetindeydim; 2011 yılı tasarımlarımdan genel bir kolaj, 2011 yılından ne umduğum ve ne bulduğum, 2012 yılından dileklerim gibi üç – beş başlık altında yazı yazma istiyordum ama dediğim gibi şartlar pek müsaade etmedi. 2011, kendi adıma rutin bir yıldı; gerek iş, gerek ev hayatım açısından… İstanbul’ a…

2011 Yılında Demetoloji

Sene biterken geleneksel yıl sonu değerlendirmelerinin vakti geldi de geçiyor diye düşündüm :) Bilenleriniz vardır; bu sene başında Blogger’ a gelen yasaklardan ötürü binbir tereddütle alan adımda değişiklik yapmıştım. Wordpress’ e alışma, beni takip edenlere sesimi duyurma çabalarıyla sancılı bir dönem olsa da, ben hâlâ çok eski yazılarımı, fotoğrafları, bozulan linkleri, mükerrer yorumları düzenleyebilmek için zaman yaratamasam da bir şekilde bu güne kadar geldim düşe kalka :) Sanırım zorlu süreci atlattığımı düşünüyorum ki; Mart ayından itibaren Demetoloji’ nin takip edilirliği düzenli bir yükseliş grafiği sergilemiş *-* Kendi alan adıma geçiş yaptığım günden bu yana en çok okunan yazılarımı da irdeledim; okumayanlar varsa bir göz atsın diye ;) Mart 2011: Martha Stewart Weddings Türkiye’ de Nisan 2011: Yeni Gelinin Kapı Süsü :) Mayıs 2011: Çanta Süsleme | Mor ve Çiçekli; Daha Ne Olsun :) Haziran 2011: Aykut Oğut | Benim Kitabım; Okundu, Bitti… Temmuz 2011: T-Shirt’ ten Elbiseye Dönüşüm Ağustos 2011:…

Merhaba 2012 | Çekiliş Sonucu

Öncelikle yeni yıl çekilişine katılan herkese teşekkür ederim. Toplam 32, 1 mükerrer, 1 geçersiz yorum ile 30 katılımcı çekilişe dahil oldu; katılımcı listesini aşağıda görebilirsiniz: Fazla da geç kalmadan çekilişi yaptım ve 26. sıradaki yorumu ile Bahar ve kızısı Yağmur hediyelerin sahibi oldu :) Buradan bizimle paylaştığı komik anısına da bir bakacak olursak; Bahar’ ı buradan tebrik ediyor, 2012 yılının kendisine şans getirmesini diliyor ve komik anısı ile yüzümüzü güldürdüğü için de ayrıca teşekkür ediyorum :)

Cuma Neşesi: Tekerlek Mevzûsu :)

Hadi, size okul hayatında başımdan geçen komik bir anımı anlatayım; hem yeni yıl çekilişine katılmak isteyip de komik bir anısını hatırlayamadığı için henüz katılamayanlara ilham olsun, hem de yüzümüz gülsün, Cuma neşemiz katmerlensin *-* Üniversite birinci sınıftayım, yaşım 17 ya da 18 olmalı – önceden belirteyim de “Gençlik zamanlarıymış” der, güler, geçersiniz :)) Vize sınavına girdiğim dersin adı Türk Deniz Ticareti idi ya da benzer birşey – o zamanlar henüz hangi bölümde okuduğumu dahi idrak edemediğimin göstergesidir şu an dersin adını hatırlayamama durumları :) Yalnız bir soru vardı ki sınavda hiç unutmam. Bir ro-ro gemisi çizmemi istiyordu soru… İçimden “Bu ne yaa! Ben Resim öğretmeni mi olacağım?! Bu ne biçim soru!” diye söylensem de bir önceki gece sınava çalışırken uyuyakalmam ve çalışamadığım son bir sayfadan sorunun çıkmasından kaynaklanıyordu asıl sinirim… Zaten hep öyle olmaz mıydı? Tüm kitabı yalar, yutarsın, bir paragraf atlarsın ya da okurken dikkatin dağılır, hoop, sınav sorusu…

Yeni Yıl Çerçevesi

Bundan üç sene önce görümceme doğum günü hediyesi fotoğraf çerçevesi alırken aynısından kendime de almıştım :) Kıskanç gelin ben :p :)) Evde o kadar çok fotoğraf çerçevesi var ki yalnız; bu çerçeve abartısız o kadar yıl fotoğrafsız bir şekilde köşede bekledi. Ha bugün, ha yarın derken elimi sürmedim haliyle… Yalnız bu aralar çam ağaçları ile fazla haşır neşir olunca artık dayanamayıp çerçeveyi de yeni yıla uydurdum :) Fena da etmedim sanki *-* Hem bu zamana kadar niye beklediysem…

Yün İpten Mini Çam Ağacı > Kullan-At; Tabii Kıyabilirsen :))

İnternette gezinirken yabancı bloglarda sık sık gördüğüm bir fikirdi bu… Cumartesi akşamı otururken bir tane de ben yapayım dedim; tabii elimdeki ip yettiği kadar :)) Yapılışı çok basit; bir fon kartonunu istediğiniz büyüklükte huni şekline getirip yapıştırıcı ile sabitleyin ve ipinizi dolayıp gönlünüzce süsleyin… Fazla maliyeti yok, yer kaplama derdi yok ama bulunduğu ortama yeni yıl ruhunu getirmesinde üstüne de yok ;)

Size Hediye Olur da Bana Olmaz mı Hiç :)

Bu seneki doğum günüme damgasını vuran hediyeler bunlardı desem hiç abartmış olmam :) Uzun zamandır tanıdığım ama yüzünü dahi görmediğim bir blogger arkadaşımdan gelmesi ise kelimelerle anlatılmaz… Hele de fotoğraf sevdalısı benim gibi birine gönderdiği o zincirli, kalpli fotoğraf makineli broş yok mu?! İşte, o benim bittiğim an :) Derya’ ya ne kadar teşekkür etsem az… O güzel tasarım “fotoğraf makineli broşu” ne çok beğendiğimi unutmamış :) Sadece onu gönderse iyi; yanında bir sevimli kuş da bana uçmuş; en sevdiğim renklisinden hem de *-* Sahi yaa, o iştah açıcı muffin için ne demeli? Kargo poşetinin içine düşmüş paketinden; son dakika fark ettim… Minik minik hediye paketleri… Özenle hazırlanmış… Öyle eğlenceli ki bir bir açması… Daha sırada açılacak yeni hediyeler olduğunu bildikçe aceleci tavırlar… Birini özümseyip sevincini yaşayamadan diğer paketi yırtmaya çalışmaca… Ofisin içinde hele, içimden sırıtan bir yüz ifadesi ile, çevremdekilere çaktırmadan ciddi bir yüz ifadesi eşliğinde onları sevmem… Alışkın…

Çekiliş | Merhaba 2012

“Hediyenin büyüğü, küçüğü olmaz; önemli olan düşünmektir” derler; ben fazla mı düşünüyorum bilmiyorum ama elim hiçbir zaman bir hediye vermeye gitmiyor :) Garip bir psikoloji bu, adını koyamadım henüz… Hediye olarak, bir tabak alıyorsam meselâ; kaşığını, çatalını yanına eklemek; bir kıyafete bir aksesuar uydurmak, ama illâ ki sayının birden fazla olması… Sanırım hediye verdiğim kişinin birden fazla paketi açmaya çalışmasını izlemek (izleyemesem bile bilmek) hoşuma gidiyor :)) Yine böyle buhranlar içerisinde, neyi neyle uydurabileceğimi düşünürken “Yeter artık Demet” dedim, “Şunun şurasında kaç gün kaldı yeni yıl akşamına” :) Neyse ki, kendi içimde anlaşmaya vardım da daha geç olmadan; yeni yıl çekilişi duyurusunu yapmaya geldim *-* Hoş, bu çekilişi geçen hafta duyuracaktım aslında; eğer ki çektiğim fotoğrafları hata ile bilgisayardan silmemiş olsaydım – biliyorsunuz zaten :) Gerçi işime de geldi desem yalan olmaz, ben Cumartesi sabahı fotoğraf çekerken çok eğlendim :)) Geçen sene kırmızılı bir kapı süsü hediye etmiştim, hatırlayanlar olacaktır.…

Sıra Sıra Şişeler ve Rengârenk Ponponlar

Meyveli sodalar mümkün olan en kısa sürede tüketilir… Şişe sayısı neredeyse 30′ a ulaştığında rutin bir hâl alan biriktirme işlemi sona erdirilir… Boş şişeler sıcak su içine batırılır, bir süre bekletilir, sonra etiketli yüzeyleri ovulur… Ardından bulaşık makinesine atılır ve gıcır gıcır cam şişelere kavuşulur… Bir Pazar sabahı erkenden uyanılır… Büyük bir çatal yardımı ile elde olan yün iplerden renk renk ponponlar yapılır… Çöp şiş çubuklarına silikonla yapıştırılan ponponlar kendilerini heyecanla bekleyen şişelere kavuştuğunda görüntü tam seyirlik, hatta bol bol fotoğraf çekmelik olur… Objektife poz verme işleri bitince de tüm ponponlu şişeler kitaplığı renklendirirler… Ponponsuz kalan şişeler ise başka plânlar için beklemeye alınırlar… :)

Dikkat! Bu Ormanda Ateş Yakılmaz :)

Görselini daha önce burada paylaştığım sevimli ağaçlar haftasonu ilhamım oldu. Hatta bu uğurda parmağımı doğradığımı biliyorsunuz :) Peki, poliklinikte pansuman yapan bayanın parmağımı neyle kestiğimi sorduğunda “Döner bıçak” cevabım karşısında döner bıçağı olduğunu sanarak beni devlet hastahanesine yönlendirmeye çalıştığını biliyor muydunuz? :)) Öyle bir gözleri açıldı ki şaşkınlıktan; canım acırken kahkahayı basacaktım. Boyum kadar döner bıçağı ile ne işim olacaksa :)) Gerçi hata bende; doktor ne anlasın dikişçinin makasından :) Parmağımın katili işte bu kumaştı; işime yarar düşüncesi ile zamanında annemin kare örtü diye verdiği, benim de kenarındaki çamaşır suyu lekesini fark edince kesilecek kumaşlar arasına aldığım ve her zamanki gibi sonra unuttuğum bir parça… Kumaşı bulur bulmaz onlardan yapacağım ağaçların hayali ile hemen boş makaralara bakınmaya başladım dikiş makinesinin yanındaki kutunun içinde – lâkin o ağaçların gövdeleri birer boş makaradan ibaret *-* Beyaz olanlar boyanırsa daha gerçekçi sonuç verebilir – ancak ona vaktim ve sabrım yoktu, artı boyam da…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme