Kasım 2011

10 Yazılar Ana sayfaya dön
Aylık yazılar gösteriliyor Kasım 2011

Kasnaklarım Çiçek Açtı

Diktiğim kuşlu yastıktan artan keçe parçaları var demiştim, hatırlarsınız. İlk düşüncem onlarla kuşlu bir pano yapmak olsa da gözleri ile uğraşmak pek cezbetmedi :) Hâl böyle olunca yeni bir görünüme kavuşturmak istediğim kasnaklarım da bu artıklardan sebepleniverdiler… Kullan-kullan bitiremediğim Ikea kumaşlarım, birkaç renkli düğme ve sevgili cafenoHut’ tan aldığım tüyo ile Beşiktaş’ ta Kabalcı Kitapevi’ nden aldığım paket ipi işimi fazlasıyla gördü. Kasnaklarım hem sade, hem renkli oldular :) Eğer ki üçlü olarak duvara da asabilirsem, projemi başarı ile sonuçlandırmış olacağım. Malûm bizim evde duvara çivi çakılmaz; o yüzden Uhu’ nun Patafix’ lerinden almam lâzım gelir – hani şu sarı renkli, nesne ve duvar gibi benzeri yüzeylere zarar vermeyen yapıştırıcılardan… Bu ve benzeri hafif nesneleri sabitlemek için bu tarz yapıştırıcılar ideal ancak üzerinde yazan taşınabilir ağırlıklara bakarak ayna, cam çerçeve gibi nesneleri asmak için kullanmakta da pek sağlıklı bulmuyorum. Şangırtı seslerine davetiye çıkarmaya gerek yok sanırsam :)

Eller Yukarı, Oylar Aşağı :)

Bugün çalışırken şirketin toplu e-mail adresine düşen bir mesaj beni hem şaşırttı, hem de düşündürdü… “Bu ne ola ki!” diyerek mesajın başlığına tıklamamla karşımda Blog Ödülleri yarışmasına katılan bir blog sahibini bulmam bir oldu. Oy istiyordu anlayacağınız :) “Vallahi, bravo!” dedim içimden; yarışmada derece almak için canla başla çalışıyor. Üşenmemiş, internetten mail adreslerini bile taramış, hiç tanımadığı, bilmediği firmalara teker teker mail atıyor… “İyi de” dedim sonra… Bu şekilde oy toplayarak birinci olsa ne olacak ki?! Bu durumda, o blog bahsi geçen kategorideki en iyilerden biri mi addedilecek? Peki, çok çok iyi yazan, kaliteli paylaşımları olan ama sesini onlar gibi duyuramayan diğer bloglar? Onlar da mı aynı yolla kitlelere mesajlar atmalı, SMS’ ler yollamalı? Oldu olacak, kampanyalar düzenleyelim :) Tıpkı Pis Yedili dizisinin dünkü bölümünde olduğu gibi :)) – İzleyenler ne demek istediğimi anlayacaktır. Bilmiyorum… Doğru olan yöntem bu mudur? Kafam çok karışık halk oylaması ile yapılan yarışmalarla ilgili… Ben…

Yaprak Yaprak

Bir binayı saran kırmızı kırmızı yaprakları görünce tüm soğuğa rağmen birkaç fotoğrafını çekmeden duramadım. Birkaç dediğime bakmayın siz; orda eşimi ağaç ettim :) Hatta yakınlardaki bir çiçekçinin de dikkatini çekmiş olmalıyım ki; yanıma gelip ne dese beğenirsiniz :) – Ne çekiyorsun sen? Gel benim çiçeklerimi çek! Diyecektim: – Amca ne iş! Bozulmuş gibisin :)) Demedim tabii, usulca mekânı terk ettim; yoksa biliyorum ben başıma gelecekleri :) Bir çiçek fotoğrafı çekmeme müsaade edip on çiçek satmaya çalışacak bana :) Yer mi Anadolu çocuğu?! :))

Yılbaşı Çorabı

Artık yavaştan yeni yıl hazırlıkları başlasın ama, değil mi? Kasım ayını yollamamıza ne kaldı şunun şurasında?! :) Geçen yıl aklıma koymuştum yılbaşı çorabı dikmeyi… Aslında yine ufak-tefek denemelerim olmuştu ama o zamanlar siz biraz daha acemi olmama verin, ben istediğim şablonu bulamamama vereyim; pek içime sinmemişti yılbaşı çorabı olduğunu iddia eden çalışmalar :) Senenin son günü Migros’ ta gördüğüm bir yılbaşı çorabı ise bir sonraki yıl kalıbı çıkarılmak üzere sepete atılmıştı bile *-* Bir sene saklayınca da özenle; zamanı gelince insan dikmezse o çoraptan olmuyor şimdi :) Ikea kumaşları ve Kadıköy Pazarı’ ndan poşetime giren kumaşlar yetişti imdadıma… Şu Ikea’ nın sade keten tarzı kumaşını öyle sevdim ki; herbirşeyi onunla dikmek istiyorum adeta :) Hem kolay dikiliyor, hem de üst yüzeyi benim gibi renklerle oynamayı sevenler için tam bir oyun alanı *-* Biraz da polar kumaş ihtiyacım var sanırsam ve farklı kumaşlar… Tamam, anladınız siz; benim Kadıköy Pazarı’ na gidesim…

Örgü Kolye

Son çıkan Burda Pratik Dikiş dergisinde gördüğüm örgü kolye, makarada yarım kalan örgümü getirdi aklıma… İyi de oldu; neredeyse bir yıldır makarada örülmeyi bekleyen bu kordon, kış bitmeden kullanılacak bir aksesuar olmayı başardı, hem de fiyonklu :)

Geldi mi Yine Pazartesi!

Şu tatil günleri ne çabuk bitiyor ve ne zaman Pazartesi günü tekrar geliyor, anlamıyorum vallahi… Ne güzel şey saatin alarmına takılmadan doyasıya uyumak ve vücut dinlendiğine ikna olduğunda açılması gözlerinin kendiliğinden… O sabahları tatiller dışında da görür müyüz; orası meçhul ama fazla da bunalıma girmeden en iyisi kendimizi yeni haftaya hazırlamak :) Birkaç gündür yazamıyordum; bir gün uyuyakalıp diğer gün diziye takılınca rutinimi bozdum – bu hafta telâfi ederim aksilik olmazsa *-* Hatta hemen şimdi yeni yazımın taslağını oluşturmaya başlıyorum bile – onun da haberini vereyim :)) Unutmadan… Hepimizin haftası çok güzel geçsin, yüzümüzü gülümsetecek ne varsa bizi bulsun *-*

Pratik Bir Atıştırmalık: Akdeniz Usulü

Adını bilmiyorum; çünkü ben uydurdum :) Komşu Fırın’ ın “Akdenizli” isimli mamalarından esinlendim desem – yiyenler anlayacaktır… Yapılışında pek birşey yok aslında ama yine de fikir vermesi için not düşmekte fayda görüyorum: Malzemeler: Beyaz peynir, maydanoz, dilimlenmiş zeytin, mısır, domates rendesi, nane, tuz, zeytinyağı Yapılışı: Maydanozlar kıyılıp rendelenmiş peynir, zeytin, mısırla karıştırılarak arzuya göre nane, tuz eklenip üzerine az miktarda zeytinyağı gezdilerek harç yapılır. Ekmeklerin üzerine domates rendesi sürüldükten sonra hazırlanan harçtan eklenerek fırına verilir. Ekmekler biraz kızardıktan sonra servis yapılır. Not: Peynirin orta yağlı olanı makbuldür; nanenin kattığı tat ise müthiştir; hele elinizde üç-beş ceviz parçası da varsa serpiştirin üzerine… Bir Pazar kahvaltısında ister konuklarınıza ikram edin, ister aile saadetinize dahil edin :) Yalnız benim “koca koca” gibi obur olanı varsa evinizde, bu mamanın sadece birkaç fotoğrafı ile yetinmeniz gerektiğini de bilin :))

Ben de Varım :)

Aslında oy sistemi ile yapılan yarışmalara katılmayı pek tercih etmem; sesimi geniş çevrelere duyurma zorunluluğu ve o baskının üzerimde yarattığı gerginlik belki de beni olumsuz düşünmeye iten… Milli piyango bileti almak gibi bir şey aslında bu durum benim için. Kaç insanın arasından büyük ikramiyenin bana çıkacağına inanmazken senede bir kez (o da genelde yılbaşında olur) gidip bilet almak, çıkmadığı zaman “Zaten biliyordum” ayakları yaparak boşuna harcadığım paraya yanmak, bazen de çıkan amorti ile avutmak kendimi… Anladığınız; yine benzer hâllerdeyim – “Şans bu, kimi bulacağı belli olmaz; ben yine biletimi alayım da, ya çıkarsa?!” frekânsından yayındayım :) Evet, her sene düzenlenen Blog Ödülleri’ nden bahsediyorum, bildiniz *-* Kişisel kategorilerden yerimi ayırttım kendime, tam da 5. sayfada göz kırpıyorum ziyaretçilere :) Demem o ki; olur da bir beş dakika vakit ayırabilir ve beni orada desteklemek / bana oy vermek isterseniz buradan bir tık lütfen :) Not: Oy vermek için sisteme üyelik gerekmekte…

Mutfak Eşyalarını Farklı Amaçlar İçin Kullansam

Mutfakta kullanılacak nesneleri salonda da kullanabilirim pekâla; kime ne ben uydurduktan sonra :) 1- Dondurma kâsesi yılbaşı süslerini taşısa kış sezonunda… Yaza kadar tembel tembel mutfak rafında takılacağına :)) 2- Peki, bu cam fanusa ne demeli? Limonlukmuş kendisi; tabii bizim eve girene kadar :)) 3- Eşimin annesinin verdiği cam saklama kapları… Gayet de güzel mumluk oldular *-* 4- Sen de şimdilik yıldızım ol şirin damacana :) Sana da elbet farklı bir görev veririm ben bir gün :))

Kuşlu Yastık

Keçe kırpıntılarını değerlendirmeye çalıştığımdan bahsetmiştim. Sonunda çalışmamı tamamladım ve zaferime ulaşmış olmanın haklı gururu ile tuttum kolundan, getirdim buralara :) İki hafta önce Cumartesi akşamıydı; baykuşlu yastığıma arkadaş olsun diye yeni bir hayvan figürü arıyordum kendime. Önce büyükçe bir balık dikmeyi planlasam da ne olduysa kendimi kuş figürleri arasında buldum ve küçükçe kuşlar kesmeye başladım :) Düşüncelerime ne kadar tezat bir davranış sergilemişim, değil mi? Huyumdur *-* Önceleri bir-iki-üç diyerekten rengârenk kuşları kesmek çok zevkli olsa da ilerleyen süreç içerisinde o kuşların kanatları, gagaları filan derken iyice bit gibi nesnelerle uğraşmaya başlamak… Ve birer birer boncuklardan gözlerini dikmek… Derken bana gelenler geldi ve bir sonraki haftasonu kendileri ile uğraşacağıma dair kuşlarıma söz vererek onları bir hafta boyunca gözsüz olarak beklemeye aldım :)) Bu özellikle son zamanlarda edindiğim bir alışkanlık mı, yoksa gerçekten zaman kıtlığı mı bilmiyorum; ama haftaiçi hobinin “H” harfi ile uğraşamam ben. Ne yaparsam haftasonu… İş çıkışı üzerimde…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Gezinme