İnşaata da Başlarım Ben Yakında…

Dün akşam kucağımda dizüstü bilgisayarım; tam yeni yazımın fotoğraflarını düzenleyeceğim. Birden sarsılınca alttan altan, neye uğradığımı şaşırdım ve istem dışı olarak bilgisayarın kapağını kapatıp “Deprem oluyor” diye bir feryatla ayağa fırladım. Beni sakinleştiren eşim olayın psikolojisini atayım diye “Hadi bir hava alalım” dedi, sonra da başladı bana gülmeye. Aklına takılan, neden o esnada bilgisayarı kapatmaya çalıştığım olmuş. Çok düşünceliyim; Allah korusun, ev çöker filan tepeme, bilgisayarım açık bir halde gümbürtüye gitmesin, değil mi? :) Şimdi kendime güldüğüme bakmayın siz, o an panikleyince insan ne yaptığını bilmiyor ki… İzmir’ de depreme alışmış bir bünyemin olması gerekirken hala her hissettiğim sarsıntıda dizlerimin bağı çözülüyor. En güzeli hissetmemek aslında; o zaman birilerinden duyduğunda sanki uzak bir yerlerde deprem olmuş da haberleri dinliyormuşsun gibi geliyor… Daha az tedirgin edici hiç değilse…

Bir keresinde hiç unutmam, İzmir’ de iken bir deprem olmuştu da –gerçi orda sürekli sallanıyordum- sabah ofiste ayaktayım, elimde bir bardak çay var, sallandığımı anlamıyorum, elimdeki çay dökülüyor, ben başımın döndüğünü düşünüyorum. Çevremdeki insanları kaçışırken gördüğümde ancak yaşananı idrak ediyorum; ki hissetmediğim halde panik yapıyorum bu kez. Yalnız onda da herkes kapıdan çıkma girişiminde iken ben çay bardağını masama bırakmaya çalışıyordum :))

Amaannn, bu sarsıntılar devam etmesin diyerek bu konuyu burada noktalıyorum. Pek keyif açıcı bir konu değil malum… Gerçi ben üstteki satırlara şöyle bir göz gezdirdiğimde kendi kendime yine de eğlendiğimi fark ettim; çok ayıp çok :)

O zaman, benim konuyu farklı bir noktaya bağlamam gerekmekte şu an itibariyle :) Deprem mevzusundan inşaata geçiş yapalım madem. Ne de olsa birbiri ile ilintili konular, kel alaka bir sıçrama olmamış olur hem böylelikle *-* Ama sanmayın ki inşaat dediysem evin salonundan girip kaç oda, kaç salon olacağı hakkında bir sayfa açacağım. Bu noktada imdadıma birkaç hafta önce karaladığım satırlar yetişecek; yazımın başlığından da anlaşıldığı üzere…

Evet, eşimin geçen gün bana yaptığı espri; “İnşaata da başlarsın sen yakında!” :)

“Az daha bekle, senin kıyafetlerini de yakında ben dikerim”, diyen bir cengâver için az bile söylemiş aslında :))

Artık biliyorsunuz gerçi kafamdan geçenleri; yapım oturmaya pek müsait değil benim, hep birşeyler yapmalıyım ben, elim boş durmamalı, yürürken bile zihnim planlar peşinde. Bedenim yorgunluktan bi’tap düşse onun mola verdiğini görmedim. Siz gördünüz mü? :) Bunun için az uyumayı bile göze alıyor, aldırıyor. Zamanla bir yarış içerisindeyim adeta. İçine hep birşeyler sıkıştırmaya çalışıyorum. Yapılacaklar listem hep kabarık, hepsini de yapamam, bilirim ama yine gözüm açtır, aklıma ne gelirse doldurup dururum oraya, kapıyı kapatamama pahasına bile olsa :)

…….

Aslında çocukluk döneminde başlamıştı benim el işlerine olan aşkım; kum boncukları hayalet ipe dizer, örerdim kendimce, bilezik, tasma, halhal gibi takılar yapardım :) Anneannemden yazmaların kenarları için kullandığı boncukları alırdım yalvar yakar :)) Üniversiteye başladığım yıllarda cam boncuklara merak salmıştım. İzmir’ de Kemeraltı’ na gider, gider, rengarenk boncuklara hayran hayran bakar, ne yapacağımı bilmeden avuç avuç alırdım. Annemin verdiği haftalıklardan az yatırmadım oralara; hişşşt, aramızda ;)) O boncukları kaldığım devlet yurdunun odasında yatağımın üzerine döker, sevinçle bir ipe dizer, “Yok olmadı” deyip hooop tekrar boncukları dağıtır, bu kez başka bir ip alır, boncukların aralarına düğüm atar dururdum. Beğenmeyince de köşeye atar, sonra yeni boncuklar alırdım. Malzemem eksikti, ondan olmuyordu istediklerim :)) Öyle böyle derken ben bir sürü boncuk topladım bir-iki sene içerisinde, kaç poşet, bilmem *-*

İş hayatına atılınca ben, kutunun içindeki boncukları unuttum ama. Yıllarca kaldılar belki de öyle öksüz gibi… Bir gün annemin tüm boncukları saklandıkları yerden çıkarıp ayıklamaya çalıştığını gördüm ve tekrar hatırladım eski dostlarımı. Ve bu kez çivi ile tanıştım. Level atladım yani :) Türkçe yazılarımın içerisinde yabancı sözcükler kullanmayı sevmem, ama bu seferlik idare edin – daha güzelini bulamadım :) O dönem zaten çivilerim, boncuklarım, penselerim derken hepimiz taşındık İstanbul’ a. Buraya gelmemle boncuk cennetine düştüm adeta. Aslında o dönemde boncuk dışında şeyler olduğunu da anladım. Araştırmalarım benim karşıma yeni şeyler çıkardıkça kurdeleler, taşlar, püsküller derken değişik tuhafiye malzemeleri ile de aramızda kardeşlik ilan ettim.

Blog yazmaya başlamam bu sevdanın dönüm noktası oldu ve tam da o esnada silikon tabancası ile tanıştım. Silikon tabancası ile ilk olarak bir aynamı süsledim. Evde bulduğum çer-çöpü yapıştırmıştım üzerine. İlk hatıra, hala saklarım kendisini :) Silikon tabancasının dayanılmaz yakıcılığı ile beraber kurdelelerden çiçek yapmayı ne kadar sevdiğimi anladım. Kedi merdiveni ile başlamıştım önce, sarmal güller, vs. derken taç süslemeleri, tarak tokalar, kolyeler, bilezikler,… Her gördüğüme elimi atmaya başladım bu kez. Ev dekorasyonu bile rol aldı bu kapsamda; çerçeveler, kapı süsleri,… E, siz biliyorsunuz zaten :)

O zamanlarda da keçeyi tanıdım ve çok sevdim. Hala da yeri ayrıdır benim için. Tam evleneceğim esnada dikiş makinesi diye tutturdum, çünkü keçeleri yapıştırmak istemiyordum, elimde de dikmek istemiyordum, makinede dikecektim, daha muntazam olacaktı, bahanem buydu :)) Dediğim oldu ve Singer dikiş makinem tam da hayallerimdeki gibi doğum günü hediyem olarak evin içinde kendisine yer beğendi. Annem önce anlam veremedi, gereksiz buldu, “Sen yapamazsın” bile dedi.

Dikiş makinesi kapağı kapalı durdu bir süre, nedense onu açmaya cesaret edemedim önce, yeni eve alışma, evlilik sonrası hengâme derken öylece kalakaldı, sabırla beni bekledi. Annem sonra dedi ki “Sen onun kapağını açık tutmazsan öğrenemezsin birşey, geç başına otur”. Dediğini yaptım, kapağını açtım. Bu kez makine beni kapağı açık olarak bekledi bir süre :))

Bir gün t-shirt süsleyebileceğime kanat getirdim ve renk renk t-shirt’ ler aldım. Evet, yaptım. Çok düzgün olmasa da beni çok mutlu eden kendi tasarımlarıma imza attım. O ara babetler girdi hayatıma ve ben onlarca babet süsledim, birazı satıldı, ben yine süsledim, birazını hediye ettim, yine süsledim. Derken artık kendi pantolonlarımın paçasını kıvırma yaşımın geçtiğini itiraf ettim kendime ve makineyi daha çok mıncıklamaya başladım, babetlere mola dedim.

Bir oda dolusu babet, kumaş, boncuk, ne ararsan var hesabı bir sürü ıvır zıvır oldu şimdi; çünkü benim değerlendirmeyi çok sevdiğimi gören yakınlarım tüm çöplerini bana verdiler :)) Tamam, ben de oradan buradan çok kumaş aldım *-* Hatta, biliyor musunuz; aslen çalıştığım sektörde görüştüğüm tekstil firmalarından bile kumaş istemeyi düşündüm, haha :D Dikiş makinemle barışığız artık, o beni seviyor, ben de onu…

Aaa, pardon; önemli bir noktayı atladım: Fotoğraf makinem. Fotoğraf çekmek bende bir tutku, yazmak gibi… Ama hiçbirini diğerinden ayırt edemem, hepsinin yeri farklı.

Öyle ki; bazen eşim birşeye odaklanmamı söyler bana, ona göre her yeni denememde kendimi sıfırlıyorum. Ben kendimi sıfırladıkça aslında, öğrenme sürecine başladıkça yenileniyorum, yaptığım şeylerden zevk alıyorum. Yapamam o yüzden onun dediğini, ben böyle mutluyum. Şu an ne tasarımcıyım, ne fotoğrafçı, ne de yazar… Hepsi benim hobisel çalışmalarım… İlerde ne olur, bilemem… Yalnız hal böyleyken, artık inşaata da başlarım ben diyorum, eşimden izin çıktı :))

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

8 yorumlar

  1. belli ki büyük keyifle yazıyorsun, çünkü ben okurken çoook ama çoook keyif alıyorum. yoksa bu kadar uzun yazıları okumaya sabrım yok valla ;p eşine de katılıyorum, sen her elini attığını yaparsın. inşaata başlasan onu da.. bak aklıma ne geldi; evlilik hazırlıklarımız sırasında büyük bir hevesle eve birşeyler yapmaya çalışıyordum ben de. banyoya paspas, mutfak için tutaç falan. bir de sürekli kafamda yeni projeler; “koltuklara minder dikicem, soona onları süsliycem…” diye habire bıdı bıdı ediyorum. heralde biraz abartmış olmalıyım ki; eşim de bana “korkarım sen mobilyalarımızı da kendin çakmaya kalkacaksın!” dedi. durumlar aynı anlayacağın ;DD

  2. Bazen anlattıklarında kendimi bulduğumu itiraf etmeliyim :) ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Maşallah deyip kaçayım ben o halde :)

    Gülücüklerle..

  3. Demet

    moda_kesh; O zaman bir alkış banaaa, bir alkış da sanaaa :)

  4. Demet

    Antigone; :))) Bu kadar benzerlik olur hakikaten :)) Kafalar aynı çalışıyor desene ;) Erkekler de aynı tepkiyi gösteriyor ister istemez, hehe :D

    Yazılarımı severek okuman çok mutlu ediyor canım beni, ayrıca motive oluyorum, yazarken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum, bazen yazdıklarımın bir kısmını kesiyorum hatta :))

  5. Demet

    deliibu; Edacım, yalnız olmadığımı bilmek güzel diyerek nokta koyayım o zaman ben de :)) Teşekkür ederim ;)

  6. Hem sen hem de çevrendekiler çok şanslı. Devamlı üreten, araştıran, birşeyler yaptığında mutlu olan biri kendini mutlu ettiği gibi etrafınıda o heyecana kaptırıyor, senin çoşkun başkalarına da geçiyor… Umarım hep böyle olursun ben seni çoşkula okuyup, takip ediyorum…

  7. Demet

    cafenohut; Tatilden döndün sanırım :) Özlemişim seni… Yorumun için teşekkür ederim canım. Aynı şekilde ben de seni coşkuyla takip ediyorum, pozitif enerji alıyorum senden… Düşüncelerimiz karşılıklı ise çok sevinirim gerçekten :) Bu şekilde birbirimizin gününü aydınlatıyor, hayatımıza değer katıyoruz zaten. Seviyorum seni nohutçuk :)

Gezinme